Mehmet Çamlıöz Anlatıyor
Fethullah Gülen Hocaefendi 1959 yılı Ramazan ayından önce Edirne'ye gittiğinde akrabası Hüseyin Top Hoca ona sahip çıktı. Müftü vekili İbrahim Efendi'nin huzurunda imamlık imtihanına sokarak vazife verildi. İlk vazifesi Yıldırım Mahallesi Akmescit Camii'nde ramazan hocalığı yapmaktı. Henüz askere bile gitmemiş genç Fethullah Hocaefendi ilk vazife yaptığı bu Akmescit Camii'nde cemaatle hemen kaynaştı ve onlarla sohbetlere başladı. Orada ramazan boyunca bir ay gibi kısa bir müddet kalmasına rağmen sözleri, davranışları ve temizliği çok dikkat çekti. Muhip ve Mehmet Çamlıöz kardeşler Yıldırım Mahallesinde oturuyor ve babaları Halil Çavuş da mahalle ihtiyar heyetinde birinci aza idi. Ramazan ayı boyunca Hocaefendi'nin vaaz ve sohbetlerini bırakmayan Muhip Çamlıöz ve kardeşi Mehmet Çamlıöz Hocaefendi'nin peşini bırakmamışlardı. O günlerde askerden yeni gelmiş olan Mehmet Çamlıöz Fethullah Hocaefendi'ye akşamları yemek götürüyordu. Fakat Hocaefendi yalnız yemek istemiyor "gel beraber yiyelim" diyor ve oturup beraberce iftar ediyorlardı. Mehmet Çamlıöz o günleri şöyle anlatıyor:
—Öncelikle aileniz ve kendiniz hakkında bilgi verir misiniz?
5 Mart 1936 Edirne doğumluyum. Babamın adı Halil, annemin adı Zehra hanım. Babama Çavuş Ağa da derlerdi. Biz iki kız, iki erkek dört kardeşiz. En büyüğümüz ablam, Muhip ağabeyim, ben ve en küçüğümüz de kız. Yıldırım Hacı Sarraf mahallesinde oturuyoruz. 1949'da ilkokulu bitirdim. 1950'de sanat okuluna kaydoldum fakat okulu bitiremedim. Maalesef buradan mezun olamadım. Ortaokul diplomasıyla kaldık.
Sanat okulunu bırakınca Alpullu[1] Şeker Fabrikasında marangoz atölyesinde çalışmaya başladım. Benim askerlik yaklaşırken 1955 yılında ağabeyim asker oldu. Ağabeyim askere gidince babam bana mektup yazdı. Çiftçilik yapıyoruz o zaman, hayvanımız falan da var. Babam "Burada yalnız kaldık ağabeyin askere gitti, ne olur eve gel, bizim size ihtiyacımız var" diye yazınca şeker fabrikasını bıraktım ve Edirne'ye geldim. Ağabeyim askerdeyken benim de askerliğim çıktı. Fakat ağabeyim askerde diye benim askerliğimi bir sene tehir ettiler. Ağabeyim askerden gelince 1957'de bu sefer ben askere gittim. 1959 yılı Ramazan[2] ayı girmeden terhis oldum.
—Fethullah Hocaefendi'yle tanışmanız nasıl oldu?
1959 yılı Ramazan ayına tekabül eden günlerde askerden terhis olmuş ve artık Edirne'deydim. Hüseyin Top Hocamız, Fethullah Hocaefendi'yi mahallemize ramazan hocası olarak getirdi. Önceki senelerde olduğu gibi her sene ramazan hocası gelirdi.
Hocaefendi bizim Yıldırım mahallesine geldiğinde ilk akşam bizde misafirdi. Ben de evdeydim. O akşam Allah ne verdiyse yedik. Babam bana "hoca seninle beraber kalsın" dedi. Fakat Hocaefendi kabul etmedi. "Kesinlikle olmaz, biz ev tuttuk, ben o eve gideceğim" dedi. Sahur yemeğini vermemiz lazımdı. "Bana bu yemeklerden bir parça koyun ben giderken götürürüm" dedi. Önce teravih namazına gittik. Teravihten sonra kaldığı evine gitti, ona ayırdığımız yemeği de götürdü. Bir iki akşam da evlere yemeğe götürdük onu.
Bir akşam babama " Çavuş Ağa beni evlere götürmeyin, göndermeyin, çok müsriflik oluyor. Çok yemek yapıyorlar, bu da bana zor geliyor, Allah ne verdiyse siz bana birazcık gönderin, bir çorba, bir yemek yeter" diyor.
O Ramazan ayında da ilk defa Hocaefendi ile tanışmış olduk. Ramazan boyunca akşamları Hocaefendi'ye yemek götürülmesi gerekiyordu. Çünkü Hocaefendi'nin kendi başına yemek yapacak imkânı yoktu. Kap kacak ve yemek malzemesi gibi şeyleri tedarik etmesi zordu. İmkânlar kısıtlıydı. Sanıyorum parası da yoktu. Edirne'ye henüz yeni gelmişti. Elinde bir tek tahta bavulu vardı. O mahallede kalıp kalmayacağı belli değildi. Nitekim Ramazan ayından sonra da Üçşerefeli'ye geçti zaten. O zaman evvelki senelerde olduğu gibi gelen hocaların yemek ve barınma işleriyle babam ilgileniyordu. Bizim evde pişen yemeklerden Hocaefendi'ye yemeği ben götürüyordum. Mahalleden de sırayla Hocaefendi'nin yemeğini karşılıyorduk.
Hocaefendi o zamanlar bizimle çok iyi görüşüyor ve sıcak davranıyordu. Büyük insanlarda görebileceğimiz bir olgunluk vardı üzerinde. Askerden daha yeni gelmiştim. Kur'an ve dini bilgilerimiz yoktu. Kendisi askere gidinceye kadar iki sene boyunca ona talebelik yaptım. Kur'an okumayı ve alfabeyi o öğretti bize, Allah razı olsun. Babam Hocaefendi'yle çok iyi görüşürdü. Hüseyin Top hocamız babama "Çavuş Ağa, bu getirdiğim arkadaş çok titiz, boğazını pek sevmez ama ne olur temiz olsun, bir kap olsun fazlaya kaçmasın" diye tembih ediyor. Babam bunu öğreniyor ve ona göre davranıyordu.
Rahmetli babam bana "Bak oğlum şöyle bir durum var. Mahallemizde ihtiyar insanlar var, bunlar hocaya her gece yemek götüremezler, bunların yemeklerini sen götürür müsün hocaya?" dedi. Niye götürmeyeyim, tabi ki götürürüm dedim. 15 gün boyunca Hocaefendi'nin kaldığı eve akşamları yemek götürürdüm. Kalanını da sahurda yerdi, sahur için ayrıca yemek istemezdi.
Yemekteki müsriflik olayına gelince, yemek götürdüğüm zaman bana "ne olur sen de kal, beraber yiyelim" derdi. Hocam bir kişilik yemek getirdim, ben de yersem aç kalırsınız derdim. Sen merak etme bize yeter derdi. Ondan sonra birkaç akşam fazla yemek getirdim, beraber yedik. Onun yediklerini görünce "Hocam senin iki seferde yediğini ben bir seferde yiyorum" dedim. Sen gençsin, ben senden yaşlıyım derdim. Hocaefendi ile aramızda iki yaş vardı. Ondan iki yaş büyüktüm ama büyük olan, büyükçe davranan oydu
—Hocaefendi Ramazan boyunca nerede kalıyordu?
İlk geldiğinde 15 gün kadar Akmescit Camii'nin yakınındaki evde kaldı. O ev Fevzi Balnik isminde bir amcaya aitti. O amca da Hüseyin Top'un kayınpederinin abisi. O evde Şaban hoca ile beraber kalıyorlardı. Şaban Hoca şu an hala sağ. Emekli oldu. Akmescit Camiine giderken yolun üzerindeydi ev. O evi sonradan Şaban hoca aldı. İşte Hocaefendi orada 15 gün kaldı. Ondan sonra Fatma Hanımın evine geçmişti.
Hocaefendi geldikten 15 gün sonra mahallemizden yaşlı bir kadın olan Fatma teyze babama gelerek "Hocayı ben misafir edeyim, yemeğini ben vereyim, kimse gücenmesin darılmasın, benim böyle bir sevap işlemeye çok ihtiyacım var" diyor. Babam da bunu Hocaefendi'ye söylüyor.
Bu kadın çok oldu öleli, torunları var şimdi. İsmi Fatma Lap idi. Hocaefendi bu yaşlı teyzenin teklifini kabul ediyor. Gidip evini görüyor. Hocaefendi'ye ramazanın son 15 gününde o kadıncağız yardımcı oldu. Kadınlar Hocaefendi'nin sohbetlerini camide duyunca "Ne olur sabahları bize bir saat ya da yarım saat vaaz ver" demişler. Hocaefendi o teyzenin isteği üzerine vaaz vermeyi kabul ediyor. 15 gün Fatma Hanımın evinde kadınlara vaaz verdi.
—Hocaefendi'nin o zamanki duruşu, hali tavrı nasıldı?
Ramazanda geceleri teravih namazından sonra odasında toplanırdık, sohbet ediyordu bize. Soru soranlara cevaplandırıyordu. Vakurdu, sinirlenmezdi, çok sakindi. Aynen bugünkü gibi gözlerimin önünde duruyor. Şimdiki hali daha sarışın fakat o zamanlar karagözdü yani. Ramazan boyu hep aynı pantolonu, aynı ceketi giyerdi ama görsen sanki hiç giyilmemiş gibiydi. Artık gece mi temizlerdi, gündüz mü temizlerdi bilemem ama giyimi çok temizdi. Ona "Hocam nasıl yapıyorsun, ceketin, gömleğin, pantolonun hep ütülü" derdik. Siz ona karışmayın derdi bize.
—Hocaefendi Ramazan ayı dolayısıyla geçici imamlık için geliyor fakat buradan onu salmak istemiyorlar. Ramazanın sonunda valizini hazırlamış Erzurum'a dönmek üzereyken esnaf veya mahalleliler -babanız da onların içinde olabilir- gitmemesi yönünde baskı yapıyorlar. Bu olayı hatırlıyor musunuz?
O kısmı pek hatırlamıyorum. Burada kalmasının nedeni Hüseyin Top idi zannediyorum. Onun akrabasıymış. Burada Yıldırım'da bir ay kalınca mahallenin ileri gelenleri Hocaefendi'yi kaçırmak istemediler. Konuşmalarıyla, davranışlarıyla çok beğenildi. Hatta onu evlendirmek bile istediler. Ama Hocaefendi kesinlikle kabul etmedi.
Hüseyin Top Hocam, Yıldırım'dan evlenmişti. O zaman kimin kızını isteseler Hocaefendi'ye verirlerdi burada. Babam, Hocaefendi'ye gidip "böyle bir teklif var, ne diyorsun" diye fikrini soruyor. Fakat kabul etmiyor. Öyle bir şeyi kesinlikle kabul etmiyorum ve öyle bir niyetim yok diyor.
 |
 |
| Fethullah Gülen Hocaefendi'nin 1959 yılı Ramazan ayında Edirne'de görev yaptığı Akmescit Camii |
-Hocaefendi sizin mahalleden ayrıldıktan sonra 1961 Kasım ayında askere gidene kadar Üçşerefeli Cami'de kalıyor. Yine irtibatınız devam etti mi?
Hocaefendi Üçşerefeli'ye gidince fazla sık görüşmüyorduk. Vaazlarına sohbetlere ve derslerine gidiyorduk tabii. O zaman Ekrem Aktaş Hoca vardı Eski Cami'de. O çok ateşliydi, hatta bir ara cezaevine de girmişti.
Üçşerefeli'ye gidince Hocaefendi'ye Kaleiçi'nde bir ev kiralamışlar. Kaleiçi'nde o eve gelip giderken kadınlara rastlıyormuş. Bunu Hüseyin Top Hocaya söylüyor "ben burada kalamayacağım, çok sıkılıyorum, caminin penceresi büyük, orası bana yeter" diyor ve orada iki sene kadar kalıyor.
1960 sonunda Lalapaşa'ya gittim. Ondan sonra Hocaefendi ile irtibatımız kesildi. Lalapaşa'da 14 sene kaldım. Bir sene Tekirdağ'da kaldım. 8 sene de Lüleburgaz'da kaldım. 1982 yılında emekli oldum.
-Edirne'de Hocaefendi ile birlikte olan insanlardan kimleri hatırlıyorsunuz?
Mesela Muhip ağabeyim var. Hocaefendi'yi çok sever. Hocaefendi buradan İzmir'e gidince onu ziyarete bile gittiler. Kabzımal Turgut abi, Hamdi Esenkal, Karaağaçlı Mehmet Yerli, İsmail Gönülalan bunların hepsi Hocaefendi'yi çok seviyorlardı. İki ayağı kesik Ahmet Bey adında topal bir arkadaş vardı. Allah rahmet eylesin vefat etti, onun arabasıyla bir kaç kez İzmir'e gittiler. Ahmet Bey talebelere yardımcı olurdu. Vefat edeli bir sene oluyor.
-Hocaefendi askere giderken uğurlayanların içinde siz de var mıydınız?
Hayır, yoktum o zaman ben Lalapaşa'ya gitmiştim. Ondan sonra bir daha Hocaefendi ile yüz yüze görüşmek nasip olmadı. Edirne'ye geldiğinde de görüşemedik. İrtibatımız olmadı. Muhip ağabeyim ziyaretine gittiğinde selam söylerdik. "Size yemek taşıyan kişi benim kardeşim Mehmet, size selam gönderdi" dermiş.
Netice İtibariyle
Evet, 47 yıllık serüvenin ilk durağı olan Edirne Akmescit'ten iki tablo gözlerimizin önüne geldi. Hayatının baharında, 19 yaşında, kara trenle Edirne'ye doğru elinde tahta bavuluyla çıktığı yolculuk halen devam ediyor. Hüzünler, gurbetler, hapisler, mayınlı tarlalar, kürsülerdeki göz yaşları, yokluk ve zorluklar hep o tahta bavulunun içinde… İşte o serüvenden bazı dönemeçler…
- Yedi sene Edirne ve Kırklareli hayatı, (1959-1966)
- Dört sene İzmir Kestanepazarı hayatı, (1966-1970)
- Bir seneye yakın muhtıra ve tutukluluk dönemi (1971)
- Üç seneye yakın Edremit hayatı, (1972-1974)
- İki sene Manisa hayatı, (1974-1976)
- Dört sene İzmir Bornova hayatı (1976-1980)
- Dokuz sene cami kürsülerinden uzak kaldığı 12 Eylül dönemi, (1980-1989)
- Üç sene başta İstanbul olmak üzere Türkiye'de cami cami dolaşıp fedakar Türk insanının ufkunu dünyaya açtığı vaaz ve sohbetler dönemi, (1989-1991)
- 1991'lerden itibaren Ebedi Risalet sempozyumlarıyla başlayan ve bir ömür boyu ruhunda, gönlünde mayaladığı Türkiye'nin dünyada saygın bir yere sahip olma düşüncesi için eğitim faaliyetlerini teşvik ettiği bir dönem başladı. 1994'ten itibaren de dünyada gittikçe artan medeniyetler çatışmasına bir set oluşturması amacıyla hoşgörü ve diyalog adımlarını atması, gazetelerde, televizyonlarda ve Yazarlar Vakfı'nın iftarları gibi değişik platformlarda yaptığı konuşmalarla gündemin en dikkat çekenleri arasında yer aldı. (1991-1999)
- 1999'dan bu yana, son sekiz seneden beri de ABD yaşamak zorunda kalması. Bütün bunlar Edirne Akmescit'te başlayan serüvenin birer halkası… Bundan sonrasını da Allah bilir… (1999-2006)
İşte size 47 yıllık bir serüven… Hepsi o tahta bavulunun içinde taptaze duruyor.
19 yaşında, hayatının baharında, kader onu diyardan diyara savuruyor,
Evler, evlenmeler, makamlar mansıplar peşinden koşturuyor,
Oysa o, milletinin ve ülkesinin derdinde yanıp kavruluyor,
İnsanlar onu anlatıyor. Hadiseler onu anlatıyor,
19 yaşında Akmescit'te bir delikanlı geleceğe böyle başlıyor.
[1] Alpullu, Kırklareli ilinin Babaeski ilçesine bağlı bir kasabadır. TCDD İstanbul-Kapıkule yönünde olup, Alpullu demiryolu istasyonu bulunmaktadır. Kasaba, temeli 25 Aralık 1925 tarihinde atılmış, 26 Kasım 1926 tarihinde işletmeye açılarak Türkiye'de ilk şeker üretimi yapmış olan Alpullu Şeker Fabrikası ile birlikte gelişmiştir. 1964 yılında belediye statüsüne geçmiştir.
[2] 1959 yılında Ramazan ayı 11 Mart'ta başladı ve 8 Nisan'da sona erdi.
tr.fgulen.com