Whitelily

7/7/2007

Hücre içinde yaşam

23/6/2007

Gençliğinde ailesini dinlemeyen kızcağızın yaşlılıktaki feryadı!

Bugün sabah mail kutumu düşen bir yazıyı paylaşmak istedim....

 

Gençliğini Allah’ın lütfettiği güzellik nimeti
yüzünden şımarıkça harcayıp aile büyüklerini dinlemez
hale gelerek sahnelerde rakkaselik yapan, şimdi ise
seksen yaşında tam bir terk edilmişlik hissi içinde
bunalımlara giren bir kadıncağızın sorulara verdiği
ibretli cevapları ‘Olaylar Konuşuyor’ kitabından
özetleyerek arz ediyorum.
Bakalım siz de ibretli bulacak, okunmaya değer görecek
misiniz?
- Tahrikçi bir giyim kuşam içinde sahnelerde herkesin
ilgilenmek istediği güzel bir kadın olmak nasıl bir
sonuç getirdi hayatınıza? Mazbut bir ailenin kızı
olduğunuz halde böyle bir sona nasıl yöneldiniz
gençliğinizde?
- Sorma evladım... 1940’lı yılların eğlence dünyasında
en güzel sahne sanatçısıydım. Cazibem herkesi
büyülerdi. Benim dans ettiğim gazinoya girebilmek bir
ayrıcalıktı. O şöhretli günlerin bir gün biteceğini,
yaşlanacağımı, hayranlarımın beni terk edip de tek
başıma Galata’daki şu döküntü evde bir kediyle baş
başa kalacağımı hayal bile edemezdim. Herkesin bana
hayran olduğu o günlerde azıcık bir tebessümle
baktığım erkekler, dünyanın en şanslı erkeği sayalardı
kendilerini.
- Şimdi o şöhretli günleri hatırladıkça pişmanlık
duyuyor, keşke şımarık bir güzel kız olmasaydım diye
pişmanlık duyuyor musunuz?
- Şimdi o kadar pişmanım ki hiç sorma. Keşke diyorum
ailemin ikazlarını dinleseydim. Keşke öyle güzel bir
kız olmasaydım. Vasati bir fiziki görüntü yeterdi
mutlu bir yuva kurmam için. Eğer yeniden dünyaya
gelecek olsam, sadece beni seven tek erkeğin dikkatini
çekmeyi kafi bulur, başka hiçbir erkeğin sevgisine
ihtiyaç duymazdım. Beni şımartarak, söz dinlemez hale
getiren o güzellik, şimdi beni nasıl bir sonuca
getirdi; işte perişan akıbetimi siz de görüyorsunuz.
Konfüçyüs : “Güzel kadına kırk günde doyulur, güzel
ahlaklıya ise kırk yılda doyulmaz!” demiş. Bana herkes
doymuş olacak ki şimdi yakınımda kimsecikler yoktur.
Evlenemedim, çocuklarım, kocam olmadı. Âşık olanların
hiçbiri gerçekte yuva kurmak niyetiyle değil, bir
müddet eğlenmek kastıyla peşimde koşuyorlardı. Şimdi
diyorum ki ; keşke herkesin peşimde koştuğu o güzel
kız olmasaydım. O günkü hayranlarım bugün adımı dahi
unuttular. Yeniler zaten bilmezler. Neye yaradı benim
güzelliğim, şöhretim? Eğer birlikte yaşadığım şu kedim
de olmasa kimsesizlikten çıldıracağım. Bir eğlence
kulübünden her ay aldığım kuru ekmek parasıyla
geçinmeye çalışıyorum. Onu da yıllarca süren takipten
sonra alabildim.
- Bir kadının tahrikçi giyimle yabancıların
dikkatlerini üzerine çekmesini faydalı bulmuyorsunuz
öyle ise?
- Tahrikçi giyimle herkesin dikkatini çekmek bir şey
kazandıracak olsaydı, benim böyle ibretlik hale
düşmemem gerekirdi. Gençlere tavsiyem şu : Sevdikleri
ve kendi özelliklerine uygun buldukları bir namus ehli
ile mutlu olmayı tercih etsinler. Dış görünüşü esas
almasınlar. Bu dış görünüş yağmurla akıp giden kirli
boya gibidir. Bir müddet sonra yok olup gidiyor, insan
içine düştüğü itibarsızlığıyla baş başa kalıyor. Hatta
diyorum ki, olmasın ama olur ya, insan dinden çıktığı
zaman yine ‘Eşhedü’sünü çekip dine dönüş yapabilir.
Ama namusunu kaybettiği vakit tövbe edip de eski
haline tekrar dönüş yaptığına kimse inanmıyor.
Yakınları utancından bir daha kendisine sahip
çıkamıyor. Herkes ona eski haliyle aşağılayarak
bakmayı sürdürüyor. Eğer zamanında aile büyüklerimin
ikazlarına uyarak şımarmayıp kendimi korusaydım, ehli
namus biriyle mutlu bir yuva kurar, bana sahip
çıkmaktan utanmayacak yakınlarımla şimdi ben de mutlu
bir hayat yaşardım. Ama artık iş işten geçti. Şimdi
tek faydam, benim bu sonumdan gençlerin ders
almasıdır!..

5/6/2007

Türkçenin destanını yazdılar

Türkçenin destanını yazdılar

Bu yıl 5'si düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları, muhteşem bir finalle sona erdi. 100 ülkeden Türkçe konuşan 550 öğrencinin katıldığı olimpiyatın finali, birbirinden renkli görüntülere sahne oldu.

Dünya gençleri salonu barış mesajlarıyla süslerken, Barış Korosu da, seyircilerle birlikte 'Bütün dünya kardeş olsa' şarkısını seslendirdi. Zaman zaman duygusal anların yaşandığı törende, halkın cep telefonu mesajlarıyla şiir ve şarkı dalında belirlediği 5'er finalist sahneye çıktı.

İstanbul Gösteri Merkezi'ni tıklım tıklım dolduran binlerce insan da gözyaşları içinde Türkçenin şampiyonlarını alkış yağmuruna tuttu. Finalde, geçen sene trafik kazasında vefat eden Moğolistan'daki Türk okullarının genel müdürü Adem Tatlı da unutulmadı.

'Vefa Ödülü' Adem Tatlı'ya

Geçtiğimiz ağustos ayında vefat eden Yadigâr Eğitim Kurumları Genel Müdürü Adem Tatlı (39) adına Vefa Ödülü verildi. TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın eşi Münevver Arınç, Adem Tatlı'nın eşi Aysel Tatlı ve oğlu Ömer Faruk Tatlı'ya ödülü takdim ederken duygulu anlar yaşandı. Eşinin 'Öyle şeyler yap ki arkanda izin olsun. İz bırakanlardan olmak lazım' sözünü hatırlatan Aysel Tatlı, "Büyük iz bıraktığını düşünüyorum." dedi.

Tatlı'nın eşi Aysel ve oğlu Ömer Faruk'a ödülünü Meclis Başkanı Bülent Arınç'ın eşi Münevver Hanım verdi. "Allah sizi cennette kavuştursun." derken Münevver Arınç'ın sesinin titremesi, seyircileri ağlattı.



Tatlı'nın anısına geçen seneki olimpiyatın şampiyonu Ukraynalı Elvira Saranayeva da, 'Önden Giden Atlılar' isimli şiiri okudu.

Ödül vermek için sahneye çıkan konuklar ise, Türkçe öğreten 'kahramanlara' şükranlarını sundu. Meclis Başkanı Arınç'ın, "30 yıldır siyasetin içindeyim. Bunun hülasasını bir tarafa koysanız onu 50 ile çarpsanız şu çocuklar için yapılan hizmetin yanında sıfır derecesinde kalır." sözleri seyircilerden büyük alkış aldı. Arınç, konuşmasından sonra öğrencilere, Meclis Türk Dilini Teşvik Özel Ödülü verdi.

İstanbul Gösteri Merkezi'nde ünlüler geçidi

Muhteşem görüntülere sahne olan İstanbul Gösteri Merkezi'nin çok önemli konukları vardı.



Başta Meclis Başkanı Arınç olmak üzere bir çok siyasetçi ve sanatçı tarihi organizasyonu büyük bir gururla izledi. Jüri üyeleri de büyük final öncesi en az yarışmacılar kadar heyecanlıydı.

Türkçenin şampiyonları Kırgızistan ve Makedonya'dan

Türkçe Olimpiyatları'nın finali, 5 kıtadan gelen öğrencilerin okuduğu İstiklal Marşı'yla açıldı.



Şiir dalında Kırgızistan'dan Aida Risbekkizi 'Kepez' isimli şiiriyle birinci olurken, onu Türkmenistan'dan Ajayip Allaşova ve Mozambik'ten İnranek Kalau izledi. Şarkı yarışmasında ise zirveye Makedonya çıktı. Havsa Mula 'Yastayım' şarkısıyla birinciliği elde ederken, ikinci Pakistanlı Sheessyed, üçüncü Ganalı Edna Yeboah Darko oldu. Olimpiyatlara katılan 550 öğrenciye, işadamlarından biner dolar ödül geldi. Törene katılanlar arasında İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, DP lideri Mehmet Ağar ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de yer aldı.

Türkçenin şampiyonlarına tebrikler

Dünyanın 100 ülkesinden gelen 550 öğrenci, 5. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları'nda tarihe geçti. 10 gün süren olimpiyatlar muhteşem final töreniyle sona ererken, dünya gençleri tüm güçleriyle barış istedi. Ek sandalyelerle kapasitesi 7 bine çıkarılan İstanbul Gösteri ve Kongre Merkezi'ni tıklım tıklım dolduran seyirciler, öğrencilerin bu isteklerine eşlik etti.

Konuşmacılar, dünyanın dört bir tarafına yayılarak Türkçe öğreten 'kahramanlara', onlara destek olan işadamlarına ve bu işin 'mimarına' şükranlarını sundu.

Finalde olimpiyatlara katılan 550 öğrencinin tamamına işadamlarının biner dolar ödül vereceğinin ilan edilmesi ise öğrenciler arasında sevince sebep oldu.

Avrupa'nın en büyük gösteri merkezine sığmayan vatandaşlar, töreni dışarıda kurulan ekranlardan izledi. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan final törenine TBMM Başkanı Bülent Arınç, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Ulaştırma Bakanı İsmet Yılmaz, Demokrat Parti Genel Başkanı Mehmet Ağar, eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ile çok sayıda milletvekili, vali, belediye başkanı, bürokrat, sanatçı, sporcu, işadamı ve vatandaş katıldı. 4 saati aşan finalde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kutlama mesajı alkışlarla dinlend. Özellikle şiirler okunurken ve eğitimci Adem Tatlı'ya vefa ödülü verilirken salondakiler gözyaşlarına hakim olamadı.

Kötülük, çocukları yenemedi

Çocuklar dünyayı temsil eden ağacın altında güzellikler içinde oynarken 'kötülük' onlara benlik duygusu hatırlatarak kavgalarına sebep oldu.

Türk tarihinin ilk yazılı belgeleri olan Orhun kitabelerinin sembolik olarak iki yana yerleştirildiği sahnede ilk olarak iyilik ve kötülüğün temsil edildiği gösteri sunuldu. Gösteride, kötülüğün bütün çabalarına rağmen birlik olan çocuklara mağlup olması anlatıldı. Çocuklar sevgiyle kötülüğü yendi.



Çocuklar arkaları çiçek desenli tabloları çevirince BARIŞ yazısı ortaya çıkarken, seyirciler alkışlarıyla öğrencilerin barış mesajına destek verdi. 'Barış' gösterisinden sonra Ülkü Kaya yönetimindeki Dünya Barış Korosu sahneye çıktı. 5 Haziran'da kasetleri çıkacak olan ve her ülkenin yerel kıyafetleriyle sahne aldığı Dünya Barış Korosu'nun şarkısı ilgiyle dinlendi. Koro, Türkmenistanlı öğrencilerin gitarla söylediği 'Urfanın Etrafı Dumanlı Dağlar' türküsüne eşlik ederken, öğrenciler de çiğ köfte yoğurup protokole ikram etti.



Türkçemiz dünyada sevgi, hoşgörü, uzlaşma dili olsun

Törenin açılış konuşmasını yapan Türkçe Olimpiyatları Tertip Komitesi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Sağlam, amaçlarını şu sözlerle özetledi: "Güzel Türkçemiz dünyada sevgi, hoşgörü, uzlaşma dili olsun, kültürler arasında işbirliği dili olsun, dünyaya huzur gelsin, barış gelsin." Millet ile devletin el ele vermesi halinde 'gerçekleştirilemeyecek mucize' olmadığını kaydeden Sağlam, tercüme olmaksızın 100 ülkeden 550 kişinin konuşup anlaşabildiği başka bir organizasyon olmadığını vurguladı.

Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik de, hükümet ve başbakan adına seyircileri selamlarken, 100 ülkenin Türkçe ortak paydasında buluşmasının önemine işaret etti. Çelik, organizasyonun büyüyerek bütün dünyayı içine alacak şekilde coşkuyla devam etmesini diledi. Anadil Türkçe Şarkı ve Şiir yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödül veren Demokrat Parti Genel Başkanı Mehmet Ağar ise, "Dünyanın dört bir tarafından gelmiş pırlanta gibi çocuklar gönül tellerimizi titrettiler." dedi. Ulaştırma Bakanı İsmet Yılmaz da konuşmasında, "72 millete bir nazarla bakmak bizim kültürümüzdür. Aslımız budur, olmamız gereken de budur." diye konuştu. Eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ise, "Bu işin büyük mimarı, büyük insana huzurlarınızda saygılar sunuyorum." diye konuştu. İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu da şunları söyledi: "Bu güzel tabloyu oluşturan binlerce insanı tebrik etmek istiyorum ve bunu dizanyn eden o büyük insana da buradan saygılar gönderiyorum" İbrahim Asalıoğlu / İstanbul

Halk, cep telefonlarıyla finalistleri seçti

Yarı finalde belirlenen 10'ar şiir ve şarkı halkın cep telefonu mesajlarıyla 5'e indirildi.



Ünlü kişilerden oluşan jürinin değerlendirmesinin ardından Kırgızistan'dan Aida Risbekkizi 'Kepez' isimli şiiriyle birinci olurken, 'Siyah Gözlerine Beni de Götür' şiiriyle Türkmenistan'dan Ajayip Allaşova ikinci, 'Şanlı Gelecek' şiiriyle de Mozambik'ten İnranek Kalau üçüncü oldu. Şarkıda ise Makedonya'dan Havsa Mula 'Yastayım' şarkısıyla birinciliği elde etti. İkinciliği Pakistan'dan Sheessyed 'Saygımız Vardır' ile kazanırken, Gana'dan Edna Yeboah Darko 'Ah Şu Eller' şarkısıyla üçüncü sırada yer aldı.

Dünyada barış isteyenler olimpiyatlara baksın

TBMM Başkanı Bülent Arınç, törendeki konuşmasında salondaki tablonun dünyada arzu edilen barışı sembol ettiğine dikkat çekti.



Arıç, "Dünyada barış isteyen buraya baksın." dedi. 100 ülkeden çocukların katıldığı olimpiyatların gönüllerdeki buzdağlarını erittiğini ifade eden Arınç, "Parayla, siyasetle ve silah zoruyla yapılamayacak bir işi başardınız." diye konuştu. Yaklaşık 30 yıldır siyasetin içinde olduğunu kaydeden Arınç, "30 yıldır siyasetin içindeyim. Onu 50 ile çarpsanız şu çocuklar için yapılan hizmetin yanında sıfır derecesinde kalır. Bunları gönlümden geçtiği için söylüyorum." ifadelerini kullandı. Bütün dünyanın 'bu güzelliği seyrettiğine' dikkati çeken Arınç şöyle devam etti: "Kimisi hasta yatağından, kimisi bizim gibi gözyaşlarını akıtarak, bir başkası sevinçten fırlayarak izliyor. Onlara da selamlarımızı gönderiyoruz. Onlar el uzattı ve Anadolu'nun tertemiz insanı ekmeğini bölüşerek mala mala harçlarını koydu." Salondaki bakanlar, milletvekilleri, il valileri, belediye başkanları ve il genel meclisi başkanlarına da seslenen Arınç, "Bu çocuklar bizi bir araya getirdi. Mecbur kalmasak belki biraraya gelmeyiz. Ama burada bir arada birlikte gözyaşı döktük. Gerçek Türkiye tablosu bu." dedi.

2 ülkeye 'Atatürk Özel Ödülü'

Olimpiyatlarda bu sene ilk kez ihdas edilen Atatürk Özel Ödülü, Türmenistan'ın merhum Cumhurbaşkanı Saparmurat Türmenbaşı ile Azerbaycan'ın merhum cumhurbaşkanı Haydar Aliyev'e verildi.


Ödülleri Ankara büyükelçileri Nurberdi Amanmuradov ile Arif Mamedov aldı. Ali Şir Nevai ödülü TDK Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın ile TİKA Hakan Fidan'a verildi. Gaspıralı İsmail ödülü de Prof. Dr. Kemal Karpat ile İKÖ Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'na takdim edildi.

Heyecanlı olanlar sadece öğrenciler değildi

Türkçe Olimpiyatı finali öncesinde heyecanlı olanlar sadece yarışmacı öğrenciler değildi.



Türkiye'nin hatta dünyanın dört bir yanından gelen vatandaşlarda da büyük bir heyecan ve mutluluk vardı. Önemli ve büyük bir tarihi olaya şahidlik etmenin sevincini yaşayan insanlar, türkçenin dünya dili olmasının mutluluğunu yaşıyorlardı.

Türkmen stand up'çı güldürdü

Türkçe Olimpiyatları'na Türkmenistan'dan katılan ve 'özel beceriler' yarışmasında stand up şovuyla birinci olan Övez Muradov, final töreninde de şovunu sergiledi.



Yaptığı esprilerle seyircileri kahkahaya boğan Övez'in şovunda, Türkmen Türk okullarına girişi, okulda Türkçe deyimlerini öğrenirken yaşadıkları ile bir gezi sırasında Yozgat'ta dolmuştan inme macerası en çok güldüren bölümler oldu.

Dünya, Türk halk oyunu oynuyor

Anadolu'nun yöresel kıyafetlerini giyen Vietnam, Senegal, Irak, Kırgızistan ve Gürcistan gibi farklı ülkelerden gelen öğrenciler hep birlikte Türk halk oyunları oynadı.


Halay çeken, Silifke'nin Yoğurdu, Ham Çökelek ve misket oynayan öğrenciler, horon da teperek Türk folklorunun geniş bir potporisini sundu.

5. Uluslararası Türkçe Olimpiyatı muhteşem görüntülerle sona erdi.

Dünya Barış Korosu olimpiyatın finalinde salondaki ve ekranları başında izleyenleri coşturdu.





27/4/2007

Mezar Sohbeti

Mezar Sohbeti...

 

YAŞLI ADAM, eşinin kabrini ziyaret etmek için gittiği kabristanda, bir inilti duyarak yavaşladı. Sağa sola bakınarak kulak kesildi. Ortalıkta kimseler yoktu ama, o sesi işittiğinden emindi. Önce hızlı adımlarla kaçmak istedi. Fakat sanki büyülenmiş gibiydi. Korkudan olsa gerek ki, gücü zaten çok azalan ayakları tutulmuş, vücudu uyuşmuştu. Diz boyu otla çevrili mezarlar arasında, güçlükle ilerleyip o tarafa yöneldi. İnlemeyi bir kez daha duyunca, daha fazla yanaşmayıp yere oturdu. Tüylerini diken diken eden ses, birkaç metre ilerden geliyordu.

Yaşlı adam, bazı velî zatların, kabirdeki insanlarla konuştuğunu duymuş, bunları da herkese anlatmıştı. Belki laf olsun diye:

— Neden böyle inleyip duruyorsun? dedi. Bir derdin mi var?

Derinlerden gelen bir erkek sesi:

— Büyük bir azap çekiyorum!. dedi. Her kemiğim tek tek kırılmış sanki.

Yaşlı adam, tâ iliklerine kadar ürperdi. Acaba kendisi de, evliya mıydı? Her ne olursa olsun, bu cevabı kesinlikle beklemiyordu. Güç bela toparlanıp:

— Ne zamandır bu haldesiniz? diye sordu. Yani ne zaman öldünüz?

— Vallahi bilmiyorum!. dedi mezarda yatan. Sanki dün yaşıyordum, hatta eğleniyordum. Arkadaşlarla birlikte biraz içki içmiştik, daha sonra ayrıldık. Bu arada, sanki yüksek bir yerden düştüm. Her halde ölmüşüm ki, şimdi bu mezardayım. Üstelik de büyük bir azap çekiyorum.

— İçkinin haram olduğunu ve kabir azabına yol açtığını bilmiyor muydun? diye sordu dışardaki. Allah bilir, başka büyük günahlar da işledin.

— Keşke ellerim kırılsaydı!. dedi, adam. Keşke kırılsaydı da, o büyük günahları işlemeseydim. Keşke dudaklarım yapışsaydı da, içki denilen zehri içmeseydim. Ne yazık ki her türlü işi yaptım, kumardan tut tâ hırsızlığa kadar. Şimdi öyle pişmanım ki hiç bilemezsin. Burada bu şekilde, bir saniyecik bile kalmaktansa, ömür boyu aç kalmaya razıydım. Ağzıma içki değil, gerekirse bir yudum su bile koymazdım. Başımı da babam gibi secdeden kaldırmazdım.

— Demek baban dindar biriydi, dedi dışardaki. Neden onun yolundan gitmedin ki?

— Namaz kılmak biraz güç geldi, dedi adam. Oruç tutmak da öyle. Günde beş kez seccadeye yatmayı, uzun yaz günlerinde, aç ve susuz kalmayı istemedim. Açıkçası, havam bozulur diye korktum. Oysa şimdi bu karanlık çukurda yatıyorum. Tertemiz bir havaya, yemeğe ve suya hasret şekilde. Üstelik de dayanılmaz acılar içindeyim.

Yaşlı adam, biraz düşünceliydi. Acaba bu ölü için bir fatiha okusa, ya da dualar etse, faydası olur muydu? Bu konuda açıkçası çok ümitsizdi. Bir insan, kullarına verdiği sayısız nimetlerle merhametini ispatlayan ve kendisini en çok "Rahim" ve "Rahman" isimleriyle tanıtan Allah'ın azabına uğramışsa, âciz bir kul, o kişiye nasıl yardım ederdi?

Sessizce yerinden kalkıp ilerleyince, henüz yeni açılmış bir mezar gördü. Sahibini bekleyen bu çukurun yanında, birkaç tane içki şişesi vardı. Bir tek de ayakkabı.

Hemen o yana koştu. Boş mezarın içinde, üstü başı içki kokan bir adam yatıyordu. Ceketi de yüzüne dolanmıştı.

Yaşlı adam, önce mezara inmeyi düşündü. Fakat ağrıyan beliyle bu işi yapamazdı. Uzunca bir dal koparıp tekrar yanaştı ve bunu cekete taktırıp, sırt üstü yatan sarhoşun yüzünü açtı. Mezardaki adam, ondan fazla korkmuştu.

Yaşlı olan, bir anda rahatlayıp:

— Demek konuşan sendin? diye tebessüm etti. Seni ölü sanmıştım.

Mezardaki, derin derin nefes aldıktan sonra:

— Ben de öyle zannetmiştim!. diye sevindi. Geçen akşam buralarda içmiştik. Kafayı bulduğumda, bu çukura düşüp kaldım her halde.

Sarhoşun vücudu perişan bir haldeydi. Sırt üstü düştüğünde, üç beş tane kaburgası kırılmış, bir kez bile çalışmayan beyni sarsılmış, bütün gece o mezarda yatıp kalmıştı.

Yaşlı adam, hemen bir ambulans çağırdı. Sarhoş, mezardan kurtulup sedyeye alınırken, başını ona doğru güçlükle çevirerek:

— Sağ olasın amca!. diye teşekkür etti. İyileşir iyileşmez sana haber veririm. Bol mezeli bir çilingir sofrası düzenleyip, yeniden doğduğum günü kutlarız.

 

Kimyager1067' ye teşekkürler...

24/4/2007

Hayırlı Olsun...

11.Cumhurbaşkanı adayı Abdullah Gül'ün bilinen ve bilinmeyen yönleri...

AİLESİ ve ÇOCUKLUK YILLARI

Abdullah Gül, 1950 yılının 29 Ekim günü Kayseri'de dünyaya geldi. Babası, Ahmet Hamdi Gül; annesi, Adeviye Hanım'dır. Eşi, Hayrunnisa hanımla 1980 Eylülünde evlendi. Çocukları Ahmet Münir, Kübra ve Mehmet Emre... Aile büyükleri, Kayseri'de bilinen ve çevresinde sevilen eşraftan insanlardır. Türkiye'nin kaderiyle yakından ilgili, geleneklerine, inancına bağlı, mütedeyyin bir aile. Ailenin önemli özelliği geçmişte "ilmiye" sınıfına, günümüzde "üniversite"ye çok sayıda insan kazandırması.


Doğum tarihi , bir dönüm noktasına denk düşer. 14 Mayıs 1950 de tek parti zihniyeti, halk iradesiyle sandığa gömüldü, demokrasi halk iradesini yönetime taşıdı . O tarihten sonra 38 hükümet, iki anayasa, iki muhtıra bir kaç ara rejim ile bugünlere gelindi.

Geriye bakıldığında, 1950'den günümüze çok şeyin yansıdığı görülecektir. Geçen 50 yılda, Türkiye'nin güçlüklerini aşamamış, sorunlarını çözememiş olması anlamlıdır. Türkiye'nin bugün tıkanan siyasetin önünü açmasını beklediği en önemli kişilerden biri olan Abdullah Gül Kayseri Gazi Paşa İlkokulunda öğrenimine başladı. Ortaokulu, Nazmi Toker Ortaokulu'nda okudu. Başarılı, sempatik ve atak bir öğrenci olarak, arkadaşları arasında temayüz etmişti. O yıllar, gençliğin erken politize olduğu, ideolojik akımların okulları kuşattığı yıllardı. Yerli düşünce, ağır bir tazyik altındaydı. Ucu şiddete varan ideolojik akımlar geniş bir etkinlik alanına sahipti.


Abdullah Gül, istikbalde yürüyeceği zeminin temel çizgilerini, renk ve motiflerini okuldan önce anne ve babasından almıştı. Babası Ahmet Hamdi Bey, dindar kimliğiyle bilinen, çevresinde saygı gören bir insandır. Kayseri Tayyare Fabrikası'ndan emekli olan Ahmet Hamdi Bey, oğlu Macit Gül ile birlikte halen, Kayseri Organize Sanayii Bölgesindeki atölyesinde çalışıyor.

Abdullah Gül'ün babası Ahmet Hamdi Bey, 1973 seçimlerinde Milli Selamet Partisi listesinin sonunda (8. sıra) Milletvekili adayı gösterilir. O yıllarda, bu büyük toplumsal hareket henüz yolun başındadır. İlk sıradan sonra ki isimler hukuki zarureti tamamlamak için aday gösterilmektedir. 73 seçimlerinde baba Ahmet Hamdi Gül milletvekili seçilemez. Ama, yıllar sonra oğlu Abdullah Gül, hem birinci sıradan aday gösterilecek hem de partisi (RP) Kayseri'de siyasi rakiplerine hiçbir şans vermeyecek, 7 adayın yedisi Milletvekili olacaktır.


GENÇLİK YILLARI-SİYASETLE TANIŞMA-FİKRİ YAPILANMA

Abdullah Gül, gençlik yıllarından itibaren politikanın içinde yer alır. Aktif politikayla ilk sıcak teması, Erbakan Hoca'nın henüz MNP kurulmadan başlattığı "Bağımsızlar Hareketi" döneminde başlar. 1975 seçimlerinde, bugünün FP Genel Başkanı Recai Kutan Kayseri'den MSP Senatör adayı olur. Seçim kampanyasını genç ve dinamik bir kadro yürütür.

Bu kadroda kimler var? Abdullah Gül, Şükrü Karatepe, İrfan Gündüz, Bekir Yıldız ve Adem Baştürk. 25 yıl önce Recai Bey'in seçim kampanyasını yürüten kadronun tamamı daha sonra aynı siyaset çizgisinde üst düzey görevler alacak milletvekili, belediye başkanı seçileceklerdir. Abdullah Gül'de 22 yıl sonra Recai Bey ile birlikte Bakanlık ve Genel Başkan Yardımcılığı yapacaktır.


Abdullah Gül, açık bir insan. Buna karşılık kişisel özelliklerini gizleyen bir siyasetçi. Bu mizacın oluşumunda aldığı kültürün, eğitimin ve terbiyenin büyük payı var. Dili, ait olduğu toplumsal hareketin düşünce ikliminde şekillendiği için "ben" yerine "biz" diye konuşuyor.

Abdullah Gül'ün fikriyatının oluşmasında iki lider kişiliğin büyük payı var: Necip Fazıl Kısakürek ve Prof. Dr. Necmettin Erbakan. Her ikisiyle uzun yıllar birlikte olacak, birlikte yürüyecektir.

Abdullah Gül'e dair birbirinden habersiz insanların anlattığı çizgiler benzerlik arz ediyor. Temel çizgileri şöyle: Samimiyet, dostluk ve inanmış insanın özgüveni. Öteden beri, açık ve şeffaf. Kimseye yük olmayan, şikayetçi olmayan, anlaşır bir dille meramını anlatan, kolay diyaloga giren, aynı fikri paylaşmasa bile muhatabına güven veren , güler yüzlü ve kararlı bir insan .Sakin, sadık, itimat telkin eden, karar vereceği zaman temkinli davranan bir bilim ve devlet adamı.


Siyaset kürsüsündeki üslubunda, sosyal bilimlerde üniversite hocalığı yapmasının büyük payı var. Genç yaşta hem Batı'yı hem Doğu'yu tanımış olması Abdullah Gül'ü alışkın olduğumuz siyasetçilerden ayırıyor. Diyalog yolunu kapatmayan bir dil kullanıyor. Kendi dilinden farklı bir siyaset dili kullanmıyor. Siyah-beyaz bir dünya ve Türkiye fotoğrafı çizmiyor. Türkiye'nin imkanlarını ve zenginliklerini önce bilim adamı, sonra da devlet adamı olarak iyi analiz etmiş bir politikacı.


Abdullah Gül'ü tanımlayan siyasi portrede şu özelliklerine vurgu yapılıyor: Parti içinde kuşatıcı bir siyasetçi. Farklı kesimler arasında köprü olma özelliğiyle partisinin dışa açık yüzü. Siyasi çizgisindeki istikrar ile temsil ettiği büyük camianın enerjisini, dinamizmini Türkiye'nin sorunlarına çözüm üretmek için harekete geçirecek bir siyasetçi. Müşterek çalışma özelliğiyle dost halkasını geniş tutan, açıklığıyla güven kazanan, toplumsal faaliyetlerdeki aksiyoner özellikleriyle hayatının her döneminde ön sıralarda yer alan bir isim. Yeniliğe açık ve dışa dönük bir yüz. Değerlerini koruyarak iyi yetişmiş bir aydın. Siyasi rakiplerine bile milyonların önündeki hararetli tartışma anında, "Abdullah Gül söylüyorsa doğrudur" dedirtecek kadar güven kazanmış bir siyasetçi.


İnancından taviz vermemekle dostlarının güvenini; aynı özellikleriyle muhaliflerinin saygısını kazanmış. Gençliğinden itibaren topluma dönük faaliyetlerin içinden geldiği için, bulunduğu yerleri iyice sindirmiş. Kavgacı değil. Bir fikir kavgasının ön saflarında yer alması mizacını bozmamış. Sinirlerine hakim olmadığı tek kavgası, ortaokul döneminde bir çocuğun yaşlı bir adama yaptığı haksızlığa fiili müdahalesi. Erken denilecek bir yaşta düşünce akımlarıyla tanışır.

Büyük Doğu Fikir Kulübü ve Milli Türk Talebe Birliği gençlik enerjisin verdiği uğrak noktaları. Henüz, ortaokul son sınıf öğrencisiyken Necip Fazıl'ı tanır: O yıllarda Necip Fazıl'ın ateşlediği, duygu ve düşünce dünyasında derin izler bıraktığı on binlerce gençten biri de Abdullah Gül'dü.

Büyük Doğu Fikir Kulübünün davetlisi olarak Üstad, Kayseri'ye geldiğinde sıra arkadaşı Mehmet Tekelioğlu ile birlikte gittiği konferans, Abdullah Gül'ün düşünce hayatında bir dönüm noktası olur. O gün alınan coşku, Gül ve uzun yola birlikte çıkacağı arkadaşlarını, yıllar sonra Üstad'ın en yakınındaki gençler arasına katacaktır.


ÜNİVERSİTE YILLARI-AKADEMİK KARİYER-İŞ HAYATI

1968'de İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi'nde üniversite öğrenciliği başlar. Bu dönemde, üniversiteler, politik gerilim ve şiddetin odağı haline gelmiştir. Gençliği kuşatan sağ-sol kutuplaşması, üniversite işgalleri, boykotlar ve kavgalar üniversiteden başlayarak topluma sıçramıştır. Bu yıllarda öğrenci liderlerinin çoğu ileride dünya görüşleri doğrultusunda ya siyaset yapacak ya da "kayıp kuşaklar" arasında yer alacaktır.

Abdullah Gül, üniversite yıllarında fikri mücadelesini aktif olarak Milli Türk Talebe Birliği çatısı altında sürdürmektedir. Gül ve arkadaşlarının fotoğrafları sol gruplar tarafından duvarlara asılır ve aylarca üniversiteye girmeleri engellenir.

68 kuşağının, 12 Mart 1971 Muhtırası'na kadar uzanan hazin öyküsü, bütün gençliği etki alanına almışken, üçüncü bir yol üzerinde yürüyüp şiddetin dışında kalmak, o dönemde neredeyse imkansızdır. 1971 sonrası siyasi atmosferi büyük ölçüde etkileyen bu dönemi Talebe Birliği'nin ön saflarında yönetici olarak yaşaması idealist her gence olduğu gibi Abdullah Gül'e de çok şey kazandıracaktır.

Düşünce ve sanata Necip Fazıl, Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç gibi düşünür, şair ve yazarların temsil ettiği fikir çizgisi, yaşanan olayların etkisinde siyasal bir kimliğe bürünür. 1969 yılında Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın liderliğinde yeni bir siyasi akım doğar. Erbakan'ın yerli, milli ve manevi değerlere vurgu yapan sesi kitlelerden önce gençlikte yankı bulur. Prof. Erbakan'ın kimlik ve değerlerimizi koruyarak yeni bir kalkınma hamlesi başlatması toplumda büyük bir heyecan dalgası oluşturur.


Erbakan Hoca'nın liderliğindeki hareket, daha partileşmeden önce dinamik bir gençlik desteğine sahiptir. Erbakan ve arkadaşları bağımsız milletvekili olduklarında üniversite gençliğinden önemli bir katılım olur. 1969 seçimlerinde Necmettin Erbakan Konya'da, Süleyman Karagülle Aydın'da, Ömer Faruk Yeğin İstanbul'da bağımsız aday olur. Abdullah Gül, henüz lise öğrencisidir.

Politikayla ilk sıcak teması bu dönemde başlar. Süleyman Karagülle'nin Aydın'da ki seçim kampanyasına İzmir'de ki dayısı Prof. Dr. Ahmet Satoğlu ve Sabri Tekir ile birlikte katılır. Tam 27 yıl sonra Erbakan Hoca Başbakan olacak. Abdullah Gül Erbakan Hükümeti'nde Devlet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü. Keza Prof Sabri Tekir'de aynı Hükümette Devlet Bakanı olacaktır.

Abdullah Gül, üniversite öğrencisiyken, Ömer Öztürk'ün Genel Başkan olduğu dönemde Milli Türk Talebe Birliği'nde Merkez İcra Konseyi Üyesi olarak görev yaptı. Abdullah Gül, bir yandan maliye ve Sosyal Siyaset Bölümünde öğrenimini sürdürürken öte yandan Talebe Birliğinde fikri, kültürel ve sosyal faaliyetlere katılır. MTTB'nin her yıl düzenlediği önemli faaliyetlerden biride Çanakkale Savaşı yıldönümlerinde binlerce genci Çanakkale'ye götürmek ve orada etkinlikler düzenlemek. Abdullah Gül, bu Programları organize eder ve Çanakkale'de ilk siyasi konuşmalarını yapar.

Üniversite yıllarında yakından izlediği fikir adamlar: Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Erol Güngör, İdris Küçükömer, Fethi Gemuhluoğlu. 


Üniversiteden mezun olunca akademik kariyer yapması içim Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Sebahattin Zaim gibi hocaları tarafından teşvik edilir. Abdullah Gül'de zaten üniversite bünyesinde kalarak akademik çalışmalarla faydalı olabileceğini düşünmektedir. 1976-1978 yıllarında Fehmi Koru ve Şükrü Karatepe ile birlikte Milli Kültür Vakfı'nın bursuyla doktora çalışması yapmak için İngiltere'ye gönderilir. Gül. Exeter'de akademik çalışmalarını sürdürürken de sosyal faaliyetlerini aktif olarak sürdürür. Kısa adı FOSİS olan Müslüman Öğrenciler Birliği'nde Türk Öğrencileri Yardımlaşma Derneği'nin (TÜRKYAR) kurucuları arasındadır.

Doktora çalışması için İngiltere'de kaldığı dönemde, gerek Batı dünyasını içeriden tanıma gerekse İslam Dünyasından kalıcı ilişkiler kuracağı üniversiteli gençlerin teşkilatlanmasına öncülük etmek Abdullah Gül'e önemli tecrübeler kazandırır. Aynı dönemde hocası Sebahattin Zaim, Sakarya Üniversitesi'nde Endüstri Mühendisliği Bölümünü kurar. İstanbul İktisat Fakültesi'nde daha önce başladığı doktorasını İngiltere dönüşü tamamlar ve Sakarya Üniversitesi'nde Öğretim Üyesi olarak göreve başlar.

Doktara tezi: Türkiye ile İslam Ülkeleri Arasındaki Ekonomik İlişkilerin Gelişimi. Tez hocası ise ileride aynı siyasi partide milletvekili olacakları Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş.

Bu arada 12 Eylül Askeri darbesi olmuş, demokrasi askıya alınmıştır. Abdullah Gül'ün hayatında 12 Eylül'ün çok özel bir yeri var: 12 Eylül'den birkaç gün önce İstanbul'da evlenen Abdullah Gül, evliliğin ilk haftasında ihtilale yakalanır. İstanbul, Erenköy'deki evinde ikamet ederken bir sabah, elinde pusulasıyla genç bir üsteğmen kapıyı çalar. Sancak Hareketi kapsamında İstanbul'da Metris Askeri Cezaevine gönderilen siyasi tutuklular arasında yer alır.


1983 yılına kadar Sakarya Üniversitesinde İktisat dersleri okuturken, o yıl üniversiteden ayrılır. Merkezi Cidde'de olan ve 48 İslam Ülkesinin üye olduğu İslam Kalkınma Bankası'nda ekonomi uzmanı olarak görev alır.

İslam Kalkınma Bankası'nda 8 yılı bulan çalışması uluslararası sermayeyi, dünyadaki finans çevrelerini, devletler arası siyasi ve ekonomik ilişkileri tanıması açısından önemli bir tecrübe kazandırır. İslam Ülkeleri Ekonomik İşbirliği alanında realize edilen bir çok projeye katkıda bulunarak önemli tecrübeler edinir. Keza, ekonomi uzmanı olarak İslam Kalkınma Bankası'nın yayın faaliyetlerinde görev alır. Yurt dışı görevleri dolayısıyla bir ayağı Batıda olduğu için, Türkiye, Batı ve İslam dünyası arasında karşılaştırmalı incelemelerde bulunur. Gül, aynı dönemde Doçent unvanı alır.


MİLLETVEKİLLİĞİ DÖNEMİ

1991 yılında Türkiye ye gelir. Geliş nedeni, büyük oğlu Ahmet Münir'in sünnet merasimini memleketi Kayseri de yapmaktır. Tam o günlerde ,erken seçim kararı alınır. İslam Kalkınma Bankasındaki görevi devam ederken, Abdullah Gül' e Refah Partisi Kayseri teşkilatından milletvekili adaylığı için bir teklif gelir. Kayseri İl Başkanı Şaban Bayrak, Tayyip Erdoğan, Azmi Ateş gibi 1969'dan beri yakın dava arkadaşlarının ısrarlı teklifleri, teşkilatın talebiyle de birleşince: Gül, Refah Partisi'nden liste başı olarak seçime girer.


20 Ekim 1991 Genel Seçimlerinde Refah Partisi etkin ve sonuç alıcı bir Kampanya yürüttü. Kampanya seçim ittifakı faktörüyle de birleşince, elde edilen başarı partinin büyüme trendine ivme kazandırdı. Yeni bir enerji, yeni bir kan parlamentoya taşınmıştı. 91 seçimlerinin en önemli sonuçlarından biri Refah Partisi'nin Kayseri'de aldığı sonuçtu. RP Kayseri'de siyasi rakiplerine şans bırakmamış seçimi 7-0 kazanmış, milletvekili adaylarının 7'sini de parlamentoya göndermişti.


Refah Partisi, 91 seçimlerinden sonra 38 milletvekiliyle parlamentoda etkili bir muhalefet yürüttü. Genç ve dinamik kadrolarından aldığı enerjiyle topluma daha çok açılacak, 27 Mart 1994'e gelindiğinde İstanbul, Ankara, Konya, Diyarbakır, Kayseri başta olmak üzere, Türkiye'de yerel yönetimleri devralacaktı. 91 seçimlerinde 4 milyon seçmeni olan parti, 24 Aralık 1995 seçimlerinde sandıktan 158 milletvekiliyle en güçlü parti olarak çıkmış, seçmen sayısı 6 milyonu aşmıştı.

Kayseri Milletvekili Abdullah Gül, Refah Partisi'nin ilk kongresinde Genel İdare Kurulu'na girdi.1993 yılında, RP'nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı'na getirildi. 1991-1995 tarihleri arasında, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu üyeliğine seçildi. Bu dönemde partisinin yurt dışı tanıtımında çok aktif roller aldı. Avrupa'nın en büyük siyasi platformu olan Avrupa Konseyi Parlamenterler Asamblesinde milletvekili olarak Türkiye'yi temsil ederken ülkesinin siyasi ve ekonomik çıkarları ve tezlerini savundu .


Avrupa Konseyi'ndeki görevleri esnasında AB üyesi ülkelerin politikacı, diplomat ve aydınlarının ilgi odağı oldu. Türkiye hakkında belli çekinceleri olan devlet adamlarına, medyaya ve aydınlara her platformda Türkiye'yi ve partisini anlattı. Bosna, Çeçenistan ve Cezayir gibi dünyanın çeşitli bölgelerinde yaşanan insanlık dramına Batı'nın dikkatini çekmek için Avrupa Konseyi Genel Kurulu'nda şok etkisi yapan konuşmalar yaptı. Özellikle, Bosna'daki haksız savaşa müdahil olması için önemli gayretler sarf etti.

Abdullah Gül, 24 Aralık 1995 seçimlerinde Refah Partisi'nden ikinci kez milletvekili seçildi. Parlamentoya geldikten sonra Dış İşleri Komisyonu Üyeliğine seçildi. 6 milyon taraftarıyla Türkiye'nin en büyük partisi olan RP bundan sonra dünyada eskisinden çok daha büyük bir ilgi gördü.

İktidara yürüyen Refah Partisi'nin dünyada büyük ilgi görmesi Abdullah Gül ismini ön plana çıkardı. Avrupa ve Amerika'da yüzlerce diplomat, düşünür ve gazeteciyle yaptığı görüşmelerde, televizyon ve gazete beyanatlarında, resmi ve özel toplantılarda partisinin misyonunu anlattı.


Açık ve berrak bir üslup kullanması, Abdullah Gül'ü Türkiye'de olduğu gibi Batı'da da büyük basın kuruluşlarının ilgi odağı haline getirdi. Özellikle demokrasinin müdahaleye uğradığı, RP'nin kapatıldığı 28 Şubat sürecinde bu ilgi daha da çok arttı. Dünyanın en büyük basın kuruluşları, televizyon ve gazetelerine Türkiye'de hukukun siyasallaşmasını, siyasal özgürlüklerin temel hak ve hürriyetlerin nasıl çiğnendiğini anlattı. Beyanatları içeride ve dışarıda geniş yankı buldu. Dostlarının güveni kazanırken rakiplerinin öfkesini çekmedi.

1995 seçimlerinde, RP sandıkta en güçlü parti olarak çıkmıştı. Demokrasinin raydan çıkması ve anormal bir sürece girmesi 95 seçimlerinden hemen sonra başladı. Anayol hükümeti kurdu. Zorlamalarla kurulan, hükümet yürümedi ve düşürüldü. 1996 Haziranında parlamentonun en büyük partisi olan RP'nin lideri Necmettin Erbakan'ın Başbakanlığında 54. Hükümet, (Refahyol) kuruldu.


BAKANLIK DÖNEMİ

Abdullah Gül, Erbakan Hükümetinde Devlet Bakanlığı ve Hükümet Sözcülüğü yaptı. Devlet Bakanlığı esnasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Türk Cumhuriyetleri ve Yurt Dışı İnsani Yardımlardan sorumlu oldu. Hükümet Sözcüsü ve Bakanlığın yanısıra dış politikadaki gelişmelerle yakından ilgilendi. Yabancı devlet başkanları, bakan ve diplomatlarıyla hükümet adına yaptığı görüşmelerde, her zaman başbakanın yanında yer aldı.

Refahyol Hükümetinde iktidarın büyük ortağı Refah Partisi'nin dış politika alanında en büyük katılımı olarak gerçekleşen D-8 PROJESİ'nin hayata geçmesinde Erbakan Hoca'dan sonra birinci derecede rol aldı. İstanbul'da yapılan D-8 Zirvesinin gerçekleşmesi için gösterdiği çabalarıyla kamuoyuna Refahyol Hükümetinin alternatif Dış İşleri Bakanı olarak yansıdı.

Keza, TRT ve Türkiye Kalkınma Bankası gibi kurumlar da Refahyol Hükümeti'nde Abdullah Gül'ün Devlet Bakanlığı'na bağlıydı. Sonraki hükümetler de bu görev ve sorumluluklar, dört ayrı Devlet Bakanlığının uhdesine verilecektir.


28 Şubat sürecinin başlamasıyla birlikte Refahyol Hükümetine karşı muhalefetin yürüttüğü yıkıcı politikalar karşısında dirençle karşı koyan Refah Partisi sözcüleri, kamuoyunun vicdanında kalıcı izler bıraktı. Erbakan Hükümeti'nin Sözcüsü olan Abdullah Gül'ün özellikle Meclis kürsüsündeki konuşmaları büyük dikkat çekti.

Demokrasiyi içine sindiremeyen, yıkım ekibinin Refahyol hükümetine verdiği gensoruların püskürtülmesinde, Refah Partisi'nin kapatılması sürecinde, Kesintisiz Eğitim bahanesiyle İmam Hatip Liselerine ve meslek okullarına indirilen ağır darbe karşısında, üniversitelere alınmayan başörtülü öğrencilerin maruz kaldığı zulüm karşısında etkili basın toplantıları ve Meclis konuşmalarıyla Abdullah Gül adı kamuoyu vicdanında ve hafızalarda kalıcı bir yer edindi.

FP'Lİ YILLAR ve GENEL BAŞKAN ADAYLIĞI

Abdullah Gül, Refah Partisi kapatıldıktan sonra arkadaşlarıyla birlikte Fazilet Partisi'ne geçti. 18 Nisan 1999 Seçimlerinde Fazilet Partisi'nden üçüncü dönem milletvekili oldu.

Fazilet Partisi, göründüğünden daha büyük bir partidir. Türkiye'nin kökleriyle örtüşen güçlü geleneği, bu partinin hak ettiği temsili gerektirir. Partisinin öncelikle, kendi önünü açarak siyasi misyonunu gerçekleştireceğine inanan Abdullah Gül, 14 Mayıs 2000 tarihinde yapılan Fazilet Partisi I. Olağan Büyük Kongresi'ne FP Genel Başkan Adayı olarak katıldı.

50 yıllık hayatı, aynı düşünce ve siyaset çizgisinde geçen bir mücadele adamı olarak Abdullah Gül'ün, Fazilet Partisi Genel Başkanlığı'na aday oluşu aslında kendi tercihi olmaktan çok, uzun yıllar birlikte yürüdüğü arkadaşlarının isteğiydi. Millete hak ettiği hizmetleri sunabilmenin yolunun, teşkilatın gücünü parti merkezine ve siyasete taşımakla mümkün olduğuna inanan Gül, bu amaçla katıldığı kongreden, 633 oyla Genel Başkan seçilen Sayın Recai Kutan'ın karşısında, 521 oy alarak çıktı. Bütün bu kongre sürecini en baştan beri bir "Hayırda Yarış" olarak değerlendiren Abdullah Gül'e göre, "Hayırda Yarışın" kaybedeni, mağlubu yoktu; önemli olan Fazilet Partisi'nin kazanması ve partinin hakettiği yerlere taşınabilmesiydi.

AK PARTİ ve BAŞBAKANLIK DÖNEMİ


Fazilet Partisi'nin kapatılmasından sonra Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti)'nin kurucuları arasında yer alan Abdullah Gül bu partide Kayseri Milletvekili ve Siyasi ve Hukuki İşlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı.

3 Kasım 2002 tarihinde yapılan milletvekili seçimlerinde AK Parti'nin kazandığı büyük seçim galibiyetini takiben Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer tarafından 16 Kasım 2002 tarihinde Başbakan olarak 58.Hükümeti kurmakla görevlendirildi.

9 Mart 2003 Siirt seçimlerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Sn.Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesi üzerine 11 Mart 2003 tarihinde Cumhurbaşkanı Sn.Ahmet Necdet Sezer'e istifasını sundu. Aynı gün yeni kabineyi kurma görevini alan Sn.Recep Tayyip Erdoğan'ın 14 Mart 2003 tarihinde açıkladığı kabinede Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak görev aldı.

http://www.samanyoluhaber.com/index.php?khide=1&ghide=1&dosya=31&did=45774
2007-04-24 15:42:47

20/4/2007

Son Peygamber

http://www.sonpeygamber.info/index/

 

Başbakan Erdoğan: Bizim tarihimizde kimsenin mukaddeslerine dokunmak, kimseye kendi inandığını dayatmak yoktur.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Bizim tarihimizde kimsenin mukaddeslerine dokunmak, kimseye kendi inandığını dayatmak yoktur. Peki bize ne oluyor ki topraklarımız üzerinde yaşamakta olan insanları vahşice, rahatlıkla öldürebiliyoruz'' dedi.

Meridyen Destek Derneğince, Hz. Muhammed'i bilimsel veriler ışığında tüm dünyaya anlatmak amacıyla hayata geçirilen ''www.sonpeygamber.info'' portalının açılış galası, Cemal Reşit Rey Konser Salonunda gerçekleştirildi.

Galaya katılan Başbakan Erdoğan, Müslümanlığın doğuşunu anlatan ''Çağrı'' adlı filmin müziği eşliğinde, salonda bulunanların ayakta alkışlamalarıyla kürsüye geldi.

Başbakan Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle çok hayırlı bir faaliyetin başlangıcı için bir araya gelindiğini dile getirdi.

Bilgi toplumunun yeni araçlarından internetin, bilginin yeryüzündeki dolaşımını kolaylaştırırken negatif unsurları da beraberinde getirdiğine işaret eden Erdoğan, bu güçlü iletişim aracını bilginin doğru kullanımı için harekete geçirme zorunluluğu bulunduğunu vurguladı.

Çünkü bu güçlü enstrüman karşısında milli ve manevi değerlerin aşınmasının sadece Türkiye'nin sorunu olmadığını ve pek çok alanda kendini gösterdiğini anlatan Erdoğan, ''Geçtiğimiz günlerde çok satan bir gazetenin Ankara'da başlattığı 'Temiz İnternet' kampanyasında bu sorunun altını çizdik. Toplumsal sorumluluk duyan herkes, gelecek nesillerin ruh ve beden sağlığını düşünmeye mecburdur'' dedi.

İnternetin manevi değerler için bir yıkıma değil, bir uyanışa vesile olmasını sağlamak gerektiğini ifade eden Erdoğan, aksi halde bugün uç veren sorunların yarın hiçbir devletin, toplumun baş edemeyeceği sorunlara yol açabileceğini kaydetti.

Başbakan Erdoğan, bilgi kirlenmesiyle internetin ahlaki çözülmenin aracı haline getirilmesinin, istismarın, şiddetin yaygınlaşmasının gelecek nesillerin beden ve ruh sağlıklarından sorumlu hiç kimsenin kabul edebileceği bir husus olmadığını da vurgulayarak, ''Geçtiğimiz yıl dünyanın bütün ülkelerinde küresel bir soruna dönüşen karikatür krizi de göstermiştir ki dünyanın barışa ve adalete, diyalog ve iletişime en çok ihtiyaç duyduğu bir dönemde internet, uluslararası provokasyonların aracı olarak da kullanılabiliyor'' şeklinde konuştu.

Böylelikle, aile kurumu başta olmak üzere toplumu ayakta tutabilecek milli ve manevi değerlerin yıkıcı saldırılara maruz kalabildiğini dile getiren Erdoğan, birçok suçun bu yolla işlendiğinin de polis kayıtlarıyla ortaya çıktığını söyledi.

Erdoğan, bu durumda bütün anne-babaların, bütün kurumların, toplumun bekasını tehdit eden bu araca yeni bir dikkatle bakması gerektiğini ifade etti.

''İlahi vahyin taşıyıcısı, doğruluk ve ahlak timsali, rahmet elçisi Hz. Muhammed'in doğumunun kutlandığı anlamlı bir haftada bulunulduğunu'' da hatırlatan Erdoğan, ''O, farklılıklarımızın, kin ve nefret, düşmanlık ve çatışma kaynağı olmaması gerektiğini söyleyen, tarihi tecrübesinde bunun en parlak örneğini ortaya koyan güçlü bir mesajın sembolüdür'' diye konuştu.

''Hz. Muhammed'in ahlakının Kur'an olduğunu'' anlatan Erdoğan, ''O'nun kişiliğinde İslam'ı, Kur'an'ı açık ve somut olarak her yönüyle görmenin mümkün olduğunu'' ve ''sevgiyi tanımak isteyenlerin Hz. Muhammed'e bakmaları gerektiğini'' dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Tarih boyunca bu mesajın ulaştığı her yerde insanların malları, canları, dinleri, dilleri emniyette olmuştur. Bizim tarihimiz, medeniyet ve devlet tecrübemiz eşsiz bir ilham kaynağıdır. Bizim tarihimizde kimsenin mukaddeslerine dokunmak, kimseye kendi inandığını dayatmak yoktur. Bu anlayışın hakim olduğu coğrafyalarda bütün inançlar yüzyıllarca barış ve emniyet içinde yaşayabilmiştir. Peki bizi ne oluyor ki topraklarımız üzerinde yaşamakta olan insanları vahşice, rahatlıkla öldürebiliyoruz. Buna hakkımız yok.''

 

 

19/4/2007

'Fethullah Gülen Şiirleri'nden Garo Mafyan Şarkıları-Bah

Uzun süredir ABD'de yaşayan Fethullah Gülen'in şiirleri ile Ermeni kökenli ünlü müzisyen Garo Mafyan'ın ezgileri 'Bahar' adlı  albümde buluştu.

Dünya Prodüksiyon adlı yapım şirketi tarafından çıkarılan albümde, Garo Mafyan'ın bestelediği Fethullah Gülen'e ait 10 şiir yer alıyor. Şarkıları Ayna Grubu'ndan Erhan Güleryüz, Murat Göğebakan, Reyhan Karaca ile Kazakistan'dan Beybit Korgan, Tataristan'dan Guzel Urazova, Türkmenistan'dan Kerim Gurbanaaliyev ve Kırgızistan'dan Temirbek Nazarov seslendiriyor.

'Fethullah Gülen Şiirleri'nden Garo Mafyan Şarkıları-Bahar' adlı albüm yarın 20.30'da Ankara'da Anatolia Showland'de düzenlenecek konserle tanıtılacak. Albümün prodüktörü Yusuf Kulaksız, projenin 14 ay önce başladığını, Mafyan'a öneriyi kendilerinin götürdüğünü belirterek, şöyle dedi:

"Biz bu albümün senfonik pop olmasını istiyorduk. Mafyan da şiirleri okudu, beğendi. Hem besteledi hem de düzenledi. Bu albümün dünya çapında dinleneceğini düşünüyoruz. İlk etapta 100 bin albüm piyasaya sunuldu. Türki ülkelerden talepler gelmeye başladı."
« Önceki ::