17.06.2007
============ ========= ========= ========= ========= ==
Arkamda bir dagin yikildigini hissettim
Yol boyunca, Anamin “Oglum! Babaniz, alaca bir gomlek icin, bir sene boyunca koydeki bir ailenin hizmetinde calisti. Ne yokluklar gorduk biz.” deyisi acilarla dokunmus siyah bir gomlek gibi ruhumun sirtina gecmisti…
1995 yilinin tam Haziran ortasiydi.Gecenin karanliginda, aci haberin merkezine dogru yolculuk basladi,Ankara' dan
Koy yollarinin kivrimlarinda yavaslayan arabamiz, kivrimlardan kurtulunca bir siyah kuheylan gibi akiyordu.
Tenha dereler, sarp tepeler geride kaldiginda gun de isimisti.
Son tepeyi astigimizda once caminin minaresi gorundu.
Sonra yavas yavas tamamlanan bir resim gibi vadiye yayilmis butun bir koy.
Bir zamanlar sesime ses veren, kaval sesine doymus karsi daglar, gunese her sabah bagrini acan yamaclar butun heybetiyle karsimdaydi.
Mazideki o guzel gunler, hayalimin buyulu bahcelerine gelip otururken, vadiden tepelere dogru da hazin bir salâ sesi yayiliyordu.
Agabeyimin sesiydi bu… Babamin salâsini okuyordu… Ezani dogdugunda kulagina okunmustu. Hayat, ezanla salâ arasi kadar bir zaman dilimi.
Istasyondan koye uzanan yolun solundaki koy kabristanina kadar gelmistik.
Biraz sonra onu buraya getirecektik.
Salâ sesi ansizin kesildi.
Sicak yaz ruzgârlari, yuregimin yanginlarina yeni alevler tasiyordu.
Agabeyim salânin arkasini getirememisti.
O gun, bir elimin bosta kaldigini, arkamdaki koca bir dagin yikildigini hissettim.
Hep elimden tutan insani kaybetmistim. Elimden tutarak camiye, tarlaya, okula, koy odasina ve okumak icin sehre hep o goturmustu beni.
Biz biraz sonra babami buraya getirecektik.
Bir elim bosta kalmisti…
Karsi daglar yerinde dursa da icimde bir yuce dag yikilmisti.
Cuma namazini muteakip, camiden mezarliga dogru omuzlar uzerinde sukun icinde ilerliyordu babam.
Koy meydanindaki cam agaclarinin uzerinde kumelenmis kuslar ayrilik sarkilari soyluyordu.
Yazlari koyumuze gelen leylekler sogut basindaki yuvalarindaydilar. Ana leylek agzinda yiyecekle suzulerek indi yuvasina. Yavrular, analarini gorunce agizlarini acmaya basladilar.
Cenazeye arkadan yetisenlerle birlikte buyuk bir kalabalik sessizce tasiyordu babami.
Bir omur boyu gectigi evlerin onunden, dar sokaklardan son defa geciyordu. Suyunu cok sevdigi yukari cesmeye de donup bakmiyordu bile.
Bir kus gibi kalabaligin kanatlariyla, yuvasina geri donmemek uzere, usul usul ucuyordu. Kalabalik harman yerini ikiye bolen yola kadar gelmisti.
Icimi buruk bir aci kapladi…
Seher poyrazinda harman savurdugumuz, gunesin bagrinda duven surdugumuz harman yerinden geciyorduk.
Cift surmeyi, tirpan bicmeyi, harman savurmayi ondan ogrenmistim.
Leyla ile Mecnun'un, Ferhat ile Sirin'in, Kerem ile Asli'nin hazin hikâyelerini de.
Kur'an okumayi, namaz kilmayi, gece yatarken dua etmeyi, peygamberlerin hayatini, sahabelerin kahramanliklarini once o anlatmisti.
Calismanin erdemini de…
Ilk ogretmenimi kaybetmistim.
Koyumuzde radyonun olmadigi yillarda ilk yanik turkuleri de ondan dinlemistim.
Simdi o yanik turkuler acili bir agit gibi yankilaniyordu acilarin harman oldugu yamaclarda.
Bir alaca gomlege bir yil hizmet eden babam, simdi bembeyaz elbiseler icinde son yolculuguna ugurlaniyordu…
Kuru bir mese agacinin onunden geciyorduk.
Benim savruldugum anda, hafif esen bir ruzgâr da onun son yapraklarini savuruyordu.
Anamin pisirdigi acili sicak tarhana corbalarini, kasigin sapiyla icindeki saman coplerini ayiklayarak bu agacin altinda icerdik.
Acilar, hatiralar hirpaliyor bitkin bedenimi ve harman gibi bir uctan diger uca savuruyor beni.
Koyden sehre gidecek kadar parasi olmayan babam, agabeyimle birlikte elimizden tutarak, okumamiz icin Usak'a bu yoldan goturmustu bizi…
Annem, okul harcligimizi bazen komsulardan hatta ilkokul ogretmenimizden bile borc istedigini cok sonralari anlatti bize.
***
Daha bir yil oncesi, 1994'un yaziydi.
Koye gittigimde “Oglum camimizin durumu hic de iyi degil, tamiri de kabil gorunmuyor, en iyisi mi bunu yikarak yeniden yapmali ama neresinden baslayacagimizi da bilemiyoruz. 'Ben birkac kisiyi koy odasina toplayayim da bir konusalim.' demisti.
O gece koy odasinda yapilan mutevazi toplanti buyuk ve guzel caminin insasi icin bir baslangic olmustu.
Insaatin betonlarini sular, zayi olmasin diye de civileri dogrulturmus.
Israfi hic sevmezdi. Bir omur boyu ayni cakiyi, ayni deri kemeri kullandigini hepimiz biliriz.
Bir persembe gunu ikindiye kadar calistiktan sonra kendini pek iyi hissetmiyor ve eve geliyor.
Anam, kapinin onunde komsu kadinlarla oturuyor.
“Siz oturun; ben abdest alip camiye gidecegim” diyor ve iceri giriyor.
Ezan okundugunda hâlâ cikmayinca; Anam, 'bir bakayim' diye iceri girer. Bir de ne gorsun, babam boylu boyunca uzanmis yerde yatmaktadir.
Bu son cigligi hic duymamistir bile... Abdestini tamamlayamamis, ayaginin biri kalmistir.
***
Kabristana girmistik.
Kalabalik bir topluluk onu ugurlarken, yine kalabalik bir topluluk onu bekliyordu.
Yanik sesiyle her seher sabah ezani okuyan Aziz Amca orada yatiyordu.
Aman Allah'im o ne ezandi! Yataklarimizdan dogrulur onun ezanini dinlerdik. Etraftaki daglarin taslarin sukûn kesildigini hissederdik. Simdi sukûn icinde yatiyordu.
Kara Mustafa Dayi da oradaydi. Âmâ gozleri ile yaz kis demeden her vakit namazini mutlaka camide kilan bu heybetli insan boylu boyunca yatiyordu. 'Saati nasil biliyorsunuz' dediklerinde; “Seherde horoz uc kere ottu mu sabah vakti girmistir, ben evden cikarim.” derdi.
Bir Kur'an adami Faik Dede de oradaydi. O cocuklarin sevgilisiydi. Mutevazi kabrinde, bir dervis edasiyla sessizce duruyordu.
Zengin-fakir, genc-ihtiyar, iyi-kotu ayirt etmeksizin zaman degirmeninin oguttugu herkes oradaydi.
Okumamizda buyuk katkilari olan dedem, anneannem, dayilarim ve daha niceleri… Hepsine rahmet diliyorum.
***
Koylulerinse derdi baskaydi.
Kendi aralarinda, “Suleyman Efendi gitti, simdi camiyi nasil tamamlayacagiz” diye konusuyorlarmis. “Basimiza sardi ve birakti gitti” demeye getiriyorlardi.
***
Duyan herkes akin akin koye kosmustu. Usak'tan, Ankara'dan bazi vefakâr dostlar da gelmislerdi. Mezar basinda, uzaktan yakindan gelenlere tesekkur etme isini agabeyim bana tevdi etti.
“Sevgili Babacigim!
Hayatinda her seyi yarim biraktin gittin.
Iyi evlat yetistirmek buyuk bir hayalindi ama olmadi. (Tabii kendimi kastederek)
Abdest almak istedin o da yarim kaldi.
Cami yaptirmaya niyet ettin o da bitmedi…”
Ben hickiriklarimi tutamiyordum.
Yuregi yaz gunesi gibi comert insanlari harekete gecirmeye yetmisti bu sozler.
Vefakâr ve degerli dostum isadami Hamit Bey, her zamanki gibi soze girdi ve “arkadaslar bu caminin bitmesi icin gerekli parayi burada toplamamiz lazim. Suleyman Amca vefat ettiyse de bayrak yerde kalmamali” dedi.
***
Cami kisa surede bitirilmisti.
Koyluler, “Suleyman Efendi'nin olumu mu yoksa dirisi mi daha cok hizmet etti anlayamadik” dediler.
Bir yil sonra samimi dostlarim Alaeddin Kaya, Serif Ali Tekalan, Aysal Aytac ve Hazim Beylerle koye gittigimizde cami ibadete acilmisti ama babam yoktu.
Bir alaca gomlek icin bir yil calisan, cocuk yasta sabanin arkasinda duse kalka yuruyen babamin yoklugunu o gun derinden hissettim…
Hic kimse babam gibi sarilmiyordu boynuma.
Eve geldigimde anam tek basina karsiladi bizi.
Koca kapinin onunde bir yalniz guvercin gibi duruyordu. Birden huzun coktu icime. Hep birlikte girdik iceriye.
Aysal Bey'in okudugu Bingol Cobanlari'yla eski aci tatli hatiralar, yoklukla yogrulmus yillar yeniden gelip oturmustu icimize.
Bizi okutarak, yillarin gectigini vahsi daglarda kuzulardan ogrenmekten kurtaran babalarimizi sukranla ve rahmetle andik.
En zor da o yil koyden ayrilmak oldu. Her yil anam babamla birlikte, evin onunden ugurlardi bizi.
O yil, bir yarali guvercin gibi yalniz ugurladi bizi anam.
O hâlâ yalniz.
Gelin bu gun hep birlikte, aramizdan ayrilan butun babalara, hasretle “Haziranlasan” yureklerimizden simsicak Fatihalar yollayalim.