Kanada Dinler Arası Diyalog Merkezi (CIDC) tarafından London, Kitchener, Hamilton, Montreal, Ottawa ve Toronto'da düzenlenen diyalog iftarları, Kanada'nın elit tabakasını buluşturan etkinliklere dönüştü. Çıkıntılık yaptığım için yine bana kızacaklar ama, yapıcı eleştirilerimi yazmazsam içimde kalır.
Ottawa'da Kanada parlemantosu'nda verilen iftar dışında iftar verilen salonlar (150-200 kişilik) doldu, davetlilerin hepsi geldi. Neden Ottawa'da 50 kişilik boş yer kaldı ve neden Türkiye'nin Ottawa Büyükelçisi Erman Aydemir, salonu 5 dakika sonra terketti acaba? Bu etkinliğe çok konuştuğum ve yazdığım, "fincancı katırlarını ürküttüğüm" için davetli değildim. İftara Kanada'da çıkardığımız Türk toplumunun 5000 tirajlı tek gazetesi CanadaTürk'ün Editörü Hasan Yılmaz katıldı ve yorumunu bana iletti.
İftarı düzenleyenler çok basit bir işi yapmamışlardı. Kısa bir süre önce Ottawa'da Ankara'nın bilgisi dahilinde dernekler üstü çalışan NGO mahiyetinde bir sekretarya kuruldu. Kanada-Türkiye Parlamentolar Arası Dostluk Grubu'na kayıtlı 36 Kanadalı milletvekili ve senatörü ile yakın diyalog içinde bulunan bu sekretarya vasıtasıyla bir çırpıda hepsini iftara getirmek mümkündü. Bu grubun başkanı Velocatt'ın Saskatchewan Saskatoon bölgesinden milletvekili seçilmesine birazcık yardımcı olmuştum. Bağış kampanyasını ( Kanada'da legaldir) tanıdığım zengin Türkler arasında organize ederek hiç olmazsa maddi olarak arkandayız mesajı vermek istemiştim. Velocatt, Ermeni sözde soykırım iddialarına karşı Türkiye'yi samimi olarak savunan tek isimdir. Üstelik bölgesinde Türk seçmen sayısı bir elin parmaklarını geçmemesine ve muhafazkar partiden seçime girmesine rağmen bunu bizden talep gelmeden gönüllü yapıyor. Türkiye'ye gitmiş, görmüş, gerçekleri bilen ve bizi seven bir Türk dostu. Dostluk Grubu üyesi olan, yakın ailevi dostumuz ve iş ortağımız Yunan asıllı Senatör Pena Merchant'in öncülüğünde Yunan asıllı milletvekilleri iftara getirilebilirdi. Pena hanım 2 sene önce şirket olarak eşiyle gönderdiğimiz Türkiye gezisinden Türkiye ve Mevlana aşığı olarak dönmüştü. Babası 95 yaşında, Salihli doğumlu bir Türkiyelidir. Kısaca iftarda olması gerekenler yoktu. Büyükelçi konuşacak bir adam bulamayınca, kendilerine hiç sorulmayıp misafir manken konumunda ağırlanınca ve kendisine konuşma hakkı verilmiyeceğini anlayınca iftarı hemen devletin ve şahsının onuru-gururu açısından terketti. Diplomasi bilmeyenlerin çuvallaması haktır. Anlayana mesaj gönderdi. İnşallah bu hata bir daha tekrarlanmaz. İlk defa olduğu için organizatörlerin tecrübesizliklerine veriyorum.
Toronto'da yaşamama rağmen Toronto iftarına da davet edilmemem, hoşgörü ve diyaloğu iftarı düzenleyenlerin ne kadar içselleştirdiğini gösteriyordu. Diyalog şekilde kalmamalı, dostlar alışverişte görsün diye yapılmamalı. Bir yaşam felsefesi haline getirilirse ve bireyler arası ilişkiye çevrilirse başarı olma şansı vardır. Neyse; CanadaTürk köşe yazarı ve bir gazeteci-yazar olarak kapıdan davet edilmediğimde, eğer istersem bacadan girmesini bilirim. Diyaloğcu kardeşlerime kendi kardeşleriyle de diyalog içinde olmaları gerektiğini orada bulunarak anlatmak istedim. Tabi anlayana... Toronto Sun, Kanada medyasında CanadaTürk dışında iftarı haberleştiren tek günlük medyaydı. Tevafuk eseri masamda oturan bu gazetenin muhabirine haberin koordinatlarını vermesem, onu da göremezlerdi. Allah'ın açık inayeti ve yardımı olmasa, bu iftarların bu kadar başarı olması zaten akıl ve mantıkla açıklanamaz. Birileri istihdam ediliyor ( ilahi manada)... Habere geçelim:
Holiday Inn On King Downtown Toronto Hotel'inde düzenlenen, tüm dinleri temsil edenlerinden oluşan 200 kişilik seçkin bir davetli topluluğunun katıldığı 2. Geleneksel İftar yemeğinde konuşmacılar, " Birlikte sevgi dünyası kurabiliriz" ortak payda ve düşüncesinde birleşti. ABD'nin Toronto Konsolosu John R. Nay, Toronto Polis Şefi Yardımcısı Tony Warr'ın yanısıra rahipler, hahamlar, imamlar, budistler, Hindulardan oluşan din mensupları, sanatçılar, artisler, müzisyenler, akademisyenler iftara katıldı. ABD'nin Toronto Konsolosu John R. Nay, Toronto Polis Şefi Yardımcısı Tony Warr ve diğer din mensupları Ebru Türk Sanatı üstadı Salim Uslu'nun Kanada bayrağı hazırlamasını heyecanla beklediler. İftarların en güzel yanı geleneksel Türk sanatımız Ebru'nun tanıtılması oldu.
CIDC Başkanı Abdulkadir Bulşen'in selamlama konuşmasından sonra iftara kadar konuşan Film yapımcısı ve öğretmen Mitra Sen, artislerin barış ve anlayışın Kanada'nın hayatına yerleşmesine destek verdiklerini belirtirken, çok kültürlülük ve çeşitliliğin toplumu renklendirdiğini; müslümanları tanıyınca çok etkilendiğini söyledi. Ezan sesini huşu içinde dinleyen davetliler, müslümanlarla birlikte yemeğe başladı.
Konuşmasına Hz. İsa'nın "Bilmediğimi, sevmediğimide seviyorum" sözüyle başlayan Roman Katolik Kilisesinden Pastor Michael Swan, " İlk önce ortak müşterekler konusunda ilişki kurmalıyız. Hepimiz aynı Allah'a inanıyor ve kulluk ediyoruz. Müslümanların Allah'la ilişkisinin önemli olduğunu biliyorum. İnandıklarımız etrafında birlikte çalışabiliriz. Sadece oturup konuşmaya değil devam ettirmeye önem veriyorum." dedi.
Birbirimizi anlamamız için uzun süreli ilişki ve çalışmalara ihtiyaç olduğunu ifade eden ABD'nin Toronto Konsolosu John R. Nay, " Hepimiz hata yapıyoruz. ABD'de hatalar yapıyor, bunu kabul ediyorum. Hıristiyan, Müslüman, Musevi, Hindu; hepsinin aynı amacı var, bir grubu eleştirmek çok zor. Birlikte ortak çalışılırsa karşı durmalar olmaz. Müslümanlarla yakın çalışıyorum. Alberta'da ailecek görüştüğümüz bir müslüman aile çok iyi dostumdur. Çok farklı gruplar var; ama hepimizin aynı ortak duygu ve düşünceleri paylaştığımızı, aynı Allah'a inandığımızı önplana çıkartmalıyız." diye konuştu. 2006'de atanan Ray, çağrılırsa ve sağlık durumu iyi olursa gelecek yılda iftar davetine iştirak etmekten memnunluk duyacağını dile getirdi.
CIDC'nin danışmanlarından Kemal Şahin, sadece Anadolu'yu karış karış gezen Yunus Emre'nin, " Sevelim, sevilelim. Sevgi hasıl edelim. Zira sevgi öyle bir anahtardır. Ki, onun açmayacağı kilit yoktur" dörtlüğünü okudu. Kürsüye gelen Toronto Polis Şef Yardımcısı Tony Warr, hoşgörü, anlayış, barış ve güven içinde birlikte yaşmanın yollarını araştırdıklarını belirterek, bu ülkede "birbirimizden farkımız yok" düşüncesiyle huzur içinde takdir ederek yaşayan insanların ahenk ve düzenini, barışı sağlamaya hizmet ettiklerini kaydetti. Kutsal Kuran'ı Kerim'in Ramazan ayında indiğini hatırlatan Warr, Allah'ın herkesi korumasını diledi.
McGill Üniversitesi Öğretim Üyesi ve CanadaTürk yazarı Fahri Karakaş'ın bir doktora tezi mahiyetindeki içerikli olduğu kadar mesaj yüklü konuşması iftara damgasını vurdu. ( Kanada'da ki tüm iftar programlarında ana konuşmacı olan 25 yaşındaki bu genç öğretim görevlisi arkadaşımızın adını yakın gelecekte çok duyacaksınız, bir kenara yazın) Papa'dan Ortaçağ bağnazlığından pasaj değil dinler arası barışa köprüler kurmasını beklediklerine işaret eden Karakaş, Danimarka ve Avrupa ülkelerinde meydana gelen " Karikatür Provokasyon"unu bir daha yaşamamak için diyaloğun elzem olduğunu anlattı. Müslümanların Hz. Muhammed'i ( SAV) bir aile üyesi olarak gördüğünü, ona hakaretin aile üyelerine tecavüz ile aynı anlama geldiğini vurgulayan Karakaş, özellikle dini liderlerden saygı beklediklerini işaret ederken, nefreti artıracak konuşmalardan kaçınarak sevgi, barış, tolerans yüklü mesajlar vermelerini istedi. Müslüman olmanın şartının tüm peygamberlere iman ve saygı olduğunu dile getiren Karakaş, bu nedenle herkesi müslümanlar gibi her dine saygılı olmaya çağırdı.
Burada huzur içinde iftar yaparken dünyanın açlık, yoksulluk, hastalık, savaş, kan ve gözyaşı içinde kavrulduğunu anlatan Karakaş " 1 milyar insan okuma yazma bilmiyor. 1.3 milyar insan temiz suya ulaşamıyor; 3 milyarı ise yeterince temiz olmayana ulaşıyor. 2 milyar insan günde 2 dolar için çalışıyor. Her 3.8 saniyede biri açlıktan ölüyor. Son 15 yılda Çeçenistan'dan Afganistan, Lübnan, İsrail, Irak ve Filistin'e çıkan savaşlarda kan ve gözyaşı eksik olmuyor. İsrail ve Filistinde yeni doğan bir bebek ölüm, bomba tehditi altında, güvensiz bir ortamda doğuyor. Bizi biz yapan, ortak değerlerimizi inşa eden varlıklarımız için dünyayı korumalıyız. Aynı gemi içindeyiz, gemi batarsa hepimiz batarız. Eğer biz değilsek bunu kim yapacak. Dünya dini liderleri biraraya gelerek bunlara çözüm aramalıdır." diye konuştu.
11 Eylül elim olayından sonra, İslam'ın en fazla yanlış anlaşılan din olduğuna atıfda bulunan ve tüm müslümanların "potansiyel terörist" olarak görülmesinden yakınan Karakaş üstüne basa basa " Biz terörist değiliz" dedi. Hz. Muhammed'in barışı getirdiğini, karıncayı dahi incitmeyen insan yetiştirdiğine değinen Karakaş, bir insanı
öldürmenin tüm kainatı öldürmekle eşdeğerde görülen İslamiyetin barışı öngördüğünü, dünyadaki tüm krizlerin aynı mesajı veren dinlerle diyalogla halledilebileceğini bildirdi. Karakaş, global dünya vatandaşı olmanın 10 altın kuralını ve 3 ana metaforunu tek tek izah etti. "Barış dolu bir dünya ummak çok mudur?" replikli cümlelerle derdini çok iyi anlatan Karakaş, büyük barış kahramanları olarak Mevlana, Fethullah Gülen, Said Nursi, Anne Terasa, Dala Lama, Luther King'in adlarını saydı ve konuşmasını Mevlana'nın meşhur " Ne olursan ol, yine gel" dörtlüğüyle tamamladı.
Fahri'nin konuşmasını çok sert bulanlar oldu. Bu nedenle Toronto'dan sonra yaptığı Hamilton, Montreal ve Ottawa iftarları konuşmaları yumuşattırılmış. Neden anlayamadım. Papa'ya ilk sert tepkiyi koyan, karikatür krizinde en esaslı açıklamayı yapan ve 11 Eylülden sonra " Müslüman terörist olamaz, terörist ise müslüman değildir" atasözünü müslümanlara kazandıranın kim olduğunu gölgelerinden korkan arkadaşlar unutuyorlar sanırım. İftarları takip eden istihbaratların raportörleri, eminim çoktan hakkınızda 'çok olumlu çalışmalar' raporu vermiştir. Aksi tarzda rapor sunabilecek Mossad raportörü bile, yanıma geldi ve iftardan çok etkilendiğini söyledi. Sadece " Sahnede konuşma yapan haham gibi liberal Yahudileri ikna edersiniz, getirirsiniz; ama fanatik Yahudileri asla ikna edemezsiniz, diyalog kuramazsınız" demekle yetindi. Birde, iftar gününün yahudilerin dini bayramı gecesine denk getirilmesini basiretsizlik olarak değerlendirdi.
CIDC tarafından geçtiğimiz aylarda Türkiye'ye götürülen ekipte yer alan Pastor Jesse Anunciacion ve Lynda Kelly, hatıralarını anlattıkları konuşmalarında Türkiye'nin dünyanın en güzel, görülmeye değer, barış ve huzur dolu ülkesi olduğunu ve insanlarının misafirseverliği, sıcaklığı karşısında insanlığın ölmediğini düşündüklerini ifade ettiler. Kelly'in " Aptal olmayın, Türkiye'ye gidin" sözleri alkış aldı. Programın sonunda üç semavi dinin temsilcileri ayrı ayrı barış duası yaptı. Kelly'nin " Düşman kazanmak kolay arkadaş kazanmak zordur, Türkler kolay arkadaş edinebileceğiniz sıcak insanlar" sözlerini duyan bir Türkiyelinin diyaloğa karşı çıkmasını anlayamam, iyiye yoramam.
Diyalog iftarları ne kadar eleştirilirse eleştirilsin mükemmel organizeler. Bir rahibin, "Ramazan'dan bir hafta geçti, iftara çağıran olmadı, bu benim bu yıl müslümanlarla ilk iftarım. Umarım başka çağıranda olur" ifadesini kullanması halen kulaklarımda. Bu işin ne kadar önemli olduğunu anlatıyor. Müslümanların terörist olmadığını temsilen gösteren bu çalışmaların İslamiyet'e yapılacak en büyük hizmetlerden biri olduğuna inanıyorum. Kim ne dersin desin: Diyaloğa devam.. Diyaloğsuzlara rağmen...
|
Faruk Arslan , Son Saniye.NET |
09.Ekim.2006 |