10/12/2007
11/7/2007
11/7/2007
11/7/2007
11/7/2007
7/7/2007
4/7/2007
A DIALOGUE OF CIVILIZATIONS
Sartre, Fethullah Gulen’e ne derdi?
M.ILHAN ATILGAN
Elimde bir kitap var. Kapaginda alti tane resim: Jean Paul Sartre, John Stuart Mill, Konfucyus, Platon, Immanuel Kant ve Fethullah Gulen. Dogrusu, cok uzun zamandir bir kitap kapagini gorunce bu denli heyecanlanmamistim.

B. Jill Carroll
"A Dialogue of Civilizations" adli bu kitabin kapagindaki resimleri birbiriyle iliskilendirebilmek icin, adini saydigim dusunurlerin hepsini; ama en cok da Fethullah Gulen ’i tanimak gerekiyor. Cunku ilk bakista siradan bir okura ya da felsefe meraklisina ucuk bir fikir gibi gelebilecek bu kumelendirme, Gulen’in dusunce evrenini bilenler icin, dusunce tarihindeki buyuk resmin tamamini gorebilmek anlamini tasiyor. Yillardir humanistik calismalar ve dinler konusunda akademik duzeyde arastirmalar yapan B. Jill Carroll kitabini, Gulen’in eserleriyle soz konusu filozoflarin metinleri arasinda bir ‘karsilikli konusma’ biciminde kurgulamis. (Turkiye’de boyle bir ise kalkissaniz akademik unvaninizi elinizden alirlar!) Ornegin, felsefenin tarihinin kirilma noktasi sayilabilecek Kant’in ahlak metafizigini temellendirisi ile Gulen’in (hic kuskusuz Islamiyet temelli) ahlak anlayisinin nerede, nasil kesisebildigini kitapta gormek mumkun. Liberal filozof John Stuart Mill ile Fethullah Gulen’in ‘ozgurluk’ kavrami cevresindeki degerlendirislerini okuyoruz. Konfucyus ve Platon ise ideal insan ve egitim konusundaki gorusleri uzerinden Gulen ile karsilastiriliyor.
Bunlar uzun uzun anlatilir elbet, Kant’in kategorik imperatifiyle Gulen’in ortaya koydugu kulluk ahlakinin ortak paydalari uzerine makaleler yazilabilir. Beni asil heyecanlandiran, kitapta Sartre ile Gulen arasindaki metinler arasi (‘metinlerarasi’ degil!) diyalog oldu. Burada zihnimi kiskirtan sey, iki ismin ‘sorumluluk’ kavramini nasil yorumladiklari degil; ayni cagda yasamis olduklari gercegi sanirim.

20. yuzyilin yazgisi
Aralarinda bir kusak farki olsa da, Sartre’i da Gulen’i de 20. yuzyilin ve ulkelerinin yazgisindan ayri dusunemeyiz. 1938’de, Fethullah Gulen dunyaya geldigi yil, 33 yasindaki Sartre sekiz yildir hazir bekleyen en unlu romani Bulanti’yi yayimlamisti. 1952’de Sartre, Heidegger’le tanismak icin Freiburg’a gidiyor; Gulen, Alvar’da Haci Sitki Efendi’den ders okuyordu. Sartre’in Nobel edebiyat odulunu reddettigi yil ise Fethullah Gulen, Edirne’de genc bir vaizdi. Sonunda Sartre, Fransiz varolusculugunun ve edebiyatinin en onemli figurlerinden biri olarak sahneden cekildi. Dusunceleri, savas sonrasi Avrupa’sinda, ozellikle nihilizmle egilimli genc kusak tarafindan sasirtici bir ilgi gordu. (Varolusculugun parlak gunlerinden yarim asir sonra, bugun, Edirne’deki o genc vaizin dusuncelerinin Sartre’inkinden cok daha buyuk bir kuresel etkiye sahip oldugunu gormek tuhaf degil mi?) Popularitesi arttikca, temel kaynaklarini okumadan varolusculugu nihilizme ozdeslestirenler oldu. Bu yanlis yargiya karsin Sartre, ‘kendi icinde’ tutarli gorunen bir ‘sorumluluk’ ogretisi ortaya koymaya calismistir. B. Jill Carroll da kitabinda bu kavramla Gulen’in Islamî gelenekten suzdugu ‘sorumluluk’ anlayisini karsilastiriyor. Biri ateist, biri mumin olmasina karsin, hem Sartre hem Gulen, insan eksenli bir sorumluluk kavrayisi ongoruyorlar. Sartre bunu o bildigimiz, insanin varolusunu kendi gerceklestirecegi ilkesinden (“Varolus ozden once gelir”!) yola cikarak temellendirirken; Gulen, Risale-i Nur temelli cuz’i irade hakikatine dayandiriyor. Her iki anlayista da, insanin hem kendine hem de dunyanin butunune karsi sorumlu oldugu gercegi var. Biri bunu akilsal olana dayandirirken, biri ilâhî olandan el aliyor. Ve Gulen’in eserlerinden asinasi oldugumuz ‘yeryuzu mirascilari’nin, ‘aksiyon insanlari’nin dunyaya karsi sorumlu olma bilinci, yeri geliyor Sartre’in doktriniyle ortusuyor. Kitabin bu bolumunun tam da bir ‘karsilikli konusma’ kurgusu icinde oldugu soylenemez. Carroll, once Sartre’in, ardindan Gulen’in yazdiklarindan ornekler veriyor.
Yakin cevresi, Fethullah Gulen’in, Sartre’in 1943 tarihli basyapiti Varlik ve Hiclik’i (L’Être et Le Néant, henuz Turkceye cevrilmedi) okudugunu bilir. Gulen’in cesitli yazilarinda varolusculuga keskin elestirileri oldugu da hatirlanirsa, Carroll’in kitabindaki makalenin bir anlamda Gulen’in varolusculuga cevabi niteligi tasidigini da soylemek mumkun. Ne yazik ki, Sartre’in omru Gulen’in fikirlerini tanimaya yetmedi. Zihnimi kiskirtan soru su: Sartre, Gulen’e ne derdi? Cemal Sureya’nin cennetteki sofrasini duslemek gibi olacak ama ikisi arasindaki bir konusma urpertici olmaz miydi?
Fethullah Gulen, kuskusuz bir filozof degil; Islam’in irfan gelenegine eklemlenen bir âlim, bir yol gosterici, bir zihin yapici. Onun dunyasini anlamak icin sosyal bilimlerin soylemi yeterli olamaz. B. Jill Carroll, humanizmi en genis anlamiyla kabul edip Gulen’i de bu halkaya ekleyerek ortaya bir resim koyuyor. Pirlanta Serisi’ni Bati dusuncesi ekseninde okumak konusunda yol acici sayilabilecek A Dialogue of Civilizations adli kitap, Gulen’in eserine ilk elden ulasanlara yeni bir sey soyluyor mu? Sanmiyorum. Ama dusunce tarihindeki o buyuk resmin butununu gormeyi kolaylastiriyor. Bir de su var: Antik cagdan bu yana filozoflar, akademik dunyanin ve konferans salonlarinin disina cikildiginda, felsefenin bir ise yarayip yaramayacagini merak etmislerdir. Gulen’in eserlerine felsefî acidan bakan kitap, icinde en cok bu sorunun cevabini sakliyor.
============ ========= ========= ========= =
Not: Dunyanin en yaygin online kitap satis sitesi www.amazon.com da "en cok satilanlar" listesinde bulunan "A Dialogue of Civilizations" isimli bu eseri alan okurlarin yorumlarini da bu linke tiklayarak
okuyabilirsiniz.
Kenan Kilimci'YE TEŞEKKÜRLER...



